June 21, 2012

May 31, 2012

Anoushka Shankar

Ravi Shankar'in kızı. Babası gibi bir sitar ustası. Farklı kültürlerin tınılarını harmanlamaya çalışıyor. İyi bir müzisyen. [Yaşlılık insana neler söyletiyor. Hey gidi hiçbir şey beğenmeyen ben hey :) ]


Ben dinler miyim? Kesinlikle Hayır. Klasikler dururken yanına bile yaklaşmam. [Huyum kurusun.]

May 18, 2012

Yeraltı


Zeki Demirkubuz'un yazıp yönettiği en son film. Dostoyevski'nin Yer Altından Notlar kitabının Türkiye'ye uyarlanması.

Yer Altıntan Notları 7 kere teşebbüs edip ancak 8'inci seferde bitirebilmiştim. Sonrasında tekrar tekrar okudum. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa girişindeki şiiri bir zaman bu bloga yüklemiştim.  Okumak isterseniz mutlaka İletişim Yayınları çevirisini okuyun.

Kitabı neredeyse ezbere bilen birisi olarak film benim için süprizlerle dolu değildi. Zeki Demirkubuz'un uyarlaması da gayet yerinde ve başarılı idi.

Bütün büyük eserler gibi Yer Altıntan Notlar da her okuyana farklı bir deneyim verir. Bu nedenle benim kitaptan en çok tad aldığım hikayeleri Zeki Demirkubuz'un uyarlamasında göremedim. Ama bu Zeki Demirkubuz'un çok yetenekli bir "sinemacı" olduğu gerçeğini değiştirmez.

Değişmeyecek bir şey daha var Türkiyenin izleyicisi ve medyası.

Anadolunun bu güzel şehrinin sinemasına, ilk gösteriminden aylar sonra gelmiş bu sanat eserini, hafta içi bizden başka kimse olmaz düşüncesiyle 21:30 seansında seyrettik. Sinema'da çalışan arkadaşlar bizi artık tanıdığından, ve bizleri çok sevdiklerinden, filmi 2 dakika önce, girişinde reklam olmadan başlattılar. Beş dakika geçti salona üç kişi hamburger paketi hışırtısı, kola höpürtüsü ve konuşmalarla içeri girdi. Filmin kaç dakika önce başladığını yüksek sesle "bana" sordu. Ve çok ilginç bir şekilde filmin ana karakteri ne derse, ne yapsa güldü. Bu gülme hali uzunca bir süre devam etti.

Tamam. Ben de Yer Altıntan Notlar'ı okuken gülerim. Ama komik olduğu için değil. Dostoyevski'nin insan sarraflığının ve eline geçirdiği tiplemeyi yerin dibine koyup rezil etme konusundaki ustalığının verdiği hazdan dolayı gülerim.

Sonra birden farkettim ki filmin başrol oyuncusu geçmiş bir komedi dizisindeki rolü nedeniyle popüler olmuş. Bu nedenle seyirciler bir komedi filmine geldiklerini düşünerek, kendilerini komedi filmi seyretme ambiansına hazırlayarak gelmişler. O nedenle gülüyorlar.

Daha sonra aklıma Zeki Demirkubuz'un bu filmde başka bir yönetmene gönderme yaptığı ile ilgili medyanın "sanat" köşelerinde yer alan yorumlar geldi. Yahu, film yorumlamak bu kadar mı ucuz bir iş? Bunlara sinirlenirken Orhan Pamuk için yapılan intihalci iddaları ve karalama kampanyalarını düşündüm. (Sahi, bu iddia'nın sahibi hala pişkin pişkin her konuda ahkam kesmeye devam ediyor değil mi?)

Bu ülkede sanatçı olmanın kahredici yalnızlığı... Hiç bitmeyecek gibi.


November 23, 2011

Democracy! Now!

Yerli/yabanci medyada haberin propogandaya dönüştürülmesi canımı sıkıyor. Mesela NYTimes'da çıkan bir haberde, Occupy Wall Street göstericilerini parktan zorla çıkaran Bloomberg eleştiriliyordu, kış aylarında zaten gücü ve sesi azalacak olan bir organizasyonu yeniden haberle taşıyıp canlandırdığı için.

Diğer taraftan da siyasi gündemi takibe bir şekilde alışmışım. Haberi haber olarak yapan mecraları takip benim için elzem. Görsel medyada aradığımı buldum: Democracy Now!

Aşağıda İran'ın nükleer silah için araştırma yapıyor olduğu yalanı ile ilgili bir haberin linki var. Meğer İran ve nükleer silah konusundaki değişikliğin nedeni yeni bilgiler değil, yeni IAEA başkanı imiş.

Seymour Hersh: Propaganda Used Ahead of Iraq War Is Now Being Reused over Iran's Nuke Program.