December 12, 2005

December 10, 2005

Bicyecele

Ikinci el bir bisiklet aldim ve artik Jyväskylä ilinde ev-okul-ev-market-ev yollarini bisikletle tepecegim.

Bisikletle kardes olsunlar diye bir kask, bir balaklava ve bir kilit edindim. Totalde bana hediyesi 60 avro.

Bisikletin durumu: Vites yeni, ama buyuk vitesler calismiyor, baglanmasi lazim (beni simdilik idare ediyor), zincirler iyi durumda, frenlerin sikilmasi gerekli cok gevsekler, sorun lastiklerde: on ve arka lastikte hafif catlaklar var; umarim yakinda buyumezler.

Kilitin durumu: Kilidin nasil calistigini cozemedim, kilidin bir anahtari mevcut fakat gorunurlerde anahtar deligi yok. Bi sekil bulacam yolunu.

Benim durumum: Biraz hamlamisim, o yuzden bugun cabuk yoruldum. Yavas yavas alisirim. Hafif terletiyor bu bisiklet. Terlememek icin sanirim abanmamak, uslu sakin surmek lazim. Vucud terlememeyi yavas yavas ogrenecek diye umuyorum (eger laftan anlayan bir vucutsa).

Huvviyetinin ve karakteristiginin internet ortamlarinda duyrulmasinda hoslanmayan dadlinin manicun bisikletten kisa surede sogudugunu terleyerek anlamis oldum. Neticede terleme bunyenin kendini sogutma fonsiyonudur, degil mi ama.

December 05, 2005

Pek Ozlu

Ozlu sozleri cok sevmem ama bu gercekten guzelmis.

Nothing is more humiliating than to see idiots succeed in enterprises we have failed in. Gustave Flaubert (1821-1880)

December 01, 2005

Book Search

Google in book searchini denemediyseniz mutlaka deneyiniz (books.google.com).

New York Public Library deki her bir kitabi tariyor anladigim kadariyla. Kitabin her sayfasina degil, birkac sayfasina goz atmaniza izin veriyor.

Biraz gezindim. Sunumumu hazirlamak icin yararlandim. Bana tum kitaplari iceren buyuk bir ansiklopedi hissi verdi.

Ozellikle master-doktora tezini bitirme veya sunum hazirlama telasesi icinde bir konuyu anlamak ve anlatmak icin vakti olmayanlara onerilir (intihal aka plagirism yapmamak kosuluyla tabii).

November 23, 2005

Cerkezler, Kutukler ya da Soba Nasil Yakilir

Efenim, bilen bilir. Bilmeyenler icin yeniden anlatayim.

Samil dostumuzun dedigine gore Cecen milleti kuzine'ye (koy evlerinde hem ocak hem de soba yerine gecen, icinde odun komur yanan metal yigin) agacin kutugunu butun olarak koyarlarmis. Kutugun uzunlugu kuzine ile evin kapisi arasindaki uzunluktan fazla oldugu icin evin kapisi kapanmaz, ev pek soguk olurmus. Misariflige gidilecekken, kapisi kapanir eve gitmek pek makbulmus.

Seker bayraminda annemin koyune gittim. Anneanneme ve dedeme, hatirladiklari kadariyla, gecmis zamanlari anlattirdim. Ve tabi sordum, Cerkezler odunu sobaya hangi formda sokarlardi?

Efedim, anneannemin anlattigina gore Cerkezler agaci sominenin bacasindan tek parca olarak olarak sokarlarmis. O yuzden kapi kapatma gibi bir dertleri yokmus.

Ama daha buyuk bir problemleri vardi herhalde: agac kutugunu bacanin yerden yuksekligi + agac kutugunun yuksekligi kadar dik olarak kaldirabilmek.

Bu durumu anlatirken bana gosterdigi ve dedemin babasinin yaptirdigi ve gecmis zamanlarda bacasindan icine kis aylari boyunca kutuk(ler) sokulmus evin catisi yaklasik 2 metreden basliyor. Cati egimli ve 1 metre kadar yukseliyor. Baca bildigimiz dikdortgen baca. Bacanin kenarinin yuksekligi 30 cm kadar . Kutuklerin boyulari hakkinda bilgim yok ama su durumda bile kutugu yerden 3.5 metre kaldirmak gerekli. Kutuk yere dik olarak kalldirilmali!!.

Nasil beceriyorlarmis bir dahaki sefere onu ogrenecegim.

Benim asil merak ettigim bu Kafkasya'da eski zamanda evler nasilmis. Nasil olmus da o kadar zaman kutugu tek parca yakarak idare etmisler. Evler benzermis de insanlar mi boyle bir seye ihtiyac duymamis. Yoksa, Kafkas milleti Turkiye'de civardan gorerek yaptiklari veya yaptirdiklari evlere kutukleri tek parca sokamayinca mi testerenin degerini anlamislar.

Sanirim hicbir zaman ogrenemeyecegim.

Nerde Benim Serotoninim

Jyväskylä (Yüvæskülæ diye okunur) sehrine geleli yaklasik iki bucuk hafta oldu.

Gozlemledigim bir sey: Finli bayanlar ne kadar nazik, guler yuzlu ve yardimsever ise Finli erkekler de o kadar ice kapanik ve asik suratli . Sokakta bana dik dik bakan bir erkege yaklasip pardon acaba bir sey sorabilir miyim demeye ceraset edemedigimden Finli erkekler yardim severligi konusunda bir yorum yapamayacagim.

Isin ozu disarda, kafede, konserde, markette, orda burda, gulen bir Finli erkege rastlamadim.


Yasadigim bir sey: Supervizorum Prof. Toiviainen Jyväskylä sehrinde kisin pek nadir gunes actigini bunun da insanlarda zaman zaman depresyona neden oldugunu anlatmisti. Su siralar burda hava gunun onemli bir bolumunde aydinlik; fakat uzun zamandir direkt gunes isigi gorulmedi. Bu sabah kalktigimda oldukca sinirliydim, kahvalti icin yumurta hasladim fakat kokusunu begenmedigim icin cope attim, apartman kapisindan cikarken onumde sapkasini giymek icin duran cocugu dovmek istedim, ucuncu katinda ofisimin yer aldigi binanin kapisi hemen acilmadi kirmak istedim. Ne zamanki ofisime girip monitorum karsisina oturdum, 15 inclik Dell flat screen gozlerimi isiga bogdu o zaman rahatladim.

Iki alinti:

1) Serotonin, Melatonin ve Insan Uzerindeki Etkileri Uzerine
http://www.truestarhealth.com/members/cm_archives13ML3P1A21.html

The first light of dawn stimulates the retina of your eye to make serotonin, which in turn activates your pineal gland, deep within your brain, to make even more serotonin.

Serotonin is ... an on switch to get you up and out into the world.

Interestingly, serotonin also gives you confidence and self-esteem...

With the decline of light at dusk, the retina of your eye begins to turn serotonin into melatonin. This in turn activates your pineal gland to do the same.

Melatonin is the off switch that begins to shut down your dayshift systems so they can be recharged and repaired.

By the age of 45, most people are making about one-half the amount of melatonin that they made at the age of 25, which explains why their social activities usually decrease proportionately.

2) Seratonin ve Erkeklerin Depresyonu Uzerine
http://www.biopsychiatry.com/male.htm

An educational programme on depressive disorders, given to general practitioners on the Swedish island of Gotland, resulted in a statistically significant reduction of the suicide rate among women, though that among men was virtually unaffected.

Further analysis showed the profile of depression among men to differ from that among women... and the syndrome [of men] ... seems to be related to central serotonin deficiency....

Acaba Finli erkeklerin asik suratli olmalari gunesi cok gormemelerinden olabilir mi? Acaba?

Re: Politika Terraneleri 1

Bu mesajla Politika Terraneleri 1 de yazadığım varsayımları ve öngörüleri gözden geçireyim. Bu konu ile ilgili sular durulduğuna göre kısmen yansız bir yorum yapma şansı doğdu.
1) 3 Ekim gecesi Abdullah Gül'ün Lüksemburg'a oldukça geç bir saatte uçmasını gerektiren belgenin adı Müzakere Çerçeve Belgesi.
2) Bu belge önemli çünkü Türkiye nin Avrupa Birliğine katılımı için yapılacak müzakerelerin kurallarını, ne zaman biteceğini, içeriğini ve yöntemini belirliyor. Turkiyenin neleri yerine getirirse uye olabilecegi anlatiliyor. Orjinal metin icin http://yeni.hurriyet.com.tr/avrupabirligi/3347651.asp.
3) Belgede Turkiye nin kirmizi cizgilerinden ozel statulu uyelik meselesi ile ilgili olan madde 2 madde. Benim burdan anladigim ozel statu konusu eger Turkiye uyelik ile ilgili sartlari yerine getiremezse ortaya cikacak. Zaten su an Turkiye Avrupa Birligine ozel bir statu ile bagli oldugu dusunulursa (Turkiye gumruk birliginin uyesi ama ekonomik, sosyal ve siyasi birligin uyesi degil) o zaman Turkiye degil de sanki Avrupa Birligi Turkiye uyelik ile ilgili sartlari yerine getiremezse birseyler yapacak anliyorum ben. Bu da Turkiyeyi en guclu baglarla Avrupa birligine baglamak olacak (artik bu ne demekse). Kibris konusunda da Turkiye Birlesmis Milletler cercevesinde bu sorunu cozmeli ve tum diger uye ulkelerle oldugu gibi Guney Kibrisla da normal iliskiler kurmali diyor (madde 6 son paragraf).
4) Uye ulkelerin Turkiye konusundaki politikalarinin farkli oldugunu varsayarsak belgenin icerigi ile ilgili olarak pazarliklar yaptiklarini da varsayabiliriz . Bunu dogrulayacak veya yanlislayacak bir gozlemim olmayacagindan bu varsayimlari surduruyorum.
5) Ortaya cikan belge (Muzakere Cerceve Belgesi) Turkiye nin kabul etmeyecegi seyleri iceriyor gibi gorunmuyor.
6) Belgenin Turkiyeye imzalatmak icin belgeyi gec gonderme taktigi uygulanacagi ongorusu bu durumda gecersiz kaliyor. Belge gercekten gec gonderildi. Normalde aylar oncesinden gonderilmesi gereken bu belge (ref. Abdullah Gulun demeci) Luksemburgdaki imza toreninden 24 saat once Turkiyenin elinde degildi. Bunun nedeni kanimca bir taktik degil, takvim sikisikligi.

September 22, 2005

Bitti Allaha Şükür

Yaklaşık 10 gündür yazmaya uğraştığım makaleyi sonunda bitirdim. Kendisine http://www.ii.metu.edu.tr/~bedin/article.pdf adresinden, figürlerine http://www.ii.metu.edu.tr/~bedin/figures.pdf adresinden ulaşılabilinir.

Genel bir okuyucu profiline hitap eden bir dergiye gönderildiği için müzikten bihaber kitlelerce de sindirilebilmesi gerekiyor . Bir de siz okuyun bakalım. Dili açık mı bir değerlendirin. Bununla beraber ilgili kitlenin psikoloji bilminin metod, yöntem ve problemlerine aşina insanlardan oluştuğu unutmayın (derdinin adı Journal of General Psychology) ve akşam yatmadan önce hızlıca bir gözgezdirip bir şey anlamazsanız "Bu olmamış birader, çok karmaşık" diye yorum yazıp adamı katil etmeyin. Cevaplar çoktan seçmeli olacak. Şıkları veriyorum:
1) O kadar anlaşılır ki bir an kendim yazdım sandım.
2) Makaleyi babanneme vermiştim okusun diye o da çok ilginç bulmuş.
3) Herşey çok net ve açık ifade edilmiş. Çoçuğumuza ingilizceyi buradan cümleler okuyarak öğretegiz.
4) Abi bu sefer de kabul etmezlerse kesin torpil lazım. İstersen Mühittin amcayla bi konuş. Çerkez varm editörlerin içinde bir araştıralım.

September 13, 2005

Politika Terraneleri 1

Blogçuluğun keşfettiğim bir yararı, insanın kendisini geliştirmek istediği bir konuda fikirlerinin nasıl değiştiğini takip etmeye ve özeleştiri yaparak bu süreci hızlandırmaya kalkısı olması. Meğersem günlük tutmanın esas amacı her sabah kahvaltıda ne yediğini yazmak değilmiş :P.

Kendimi geliştirmek istediğim konulardan birisi politik analiz. Politika doğası itibariyle gizemli bir alan. Takkiyye, bizans oyunları, yalanlar, gizli ajandalar vs. hepsi politikanın hamurundan. Bu gizemli dünyanın oyuncularının motivasyonlarını gözlemlediğimiz davranışlara bakarak anlayabileceğimize inanıyorum. İşte (benim tanımıma göre) politik analiz, yapılan gözlemlerden politika oyuncularının karakterini çıkartmak ve bu karaktere bakarak gelecekteki bir olay hakkındaki tarvırlarını tahmin etmek. Bu tanıma göre politik analiz bilime çok benziyor. (Bilimden farkı şu ki bilimde gözlem güvenilir, geçerli ve tekrar edilebilir olmalı).
Politika Terraneleri serisinde ben de oyuncuların davranışları hakkında politik öngörülerde bulunacağım ve daha sonra bunların ne derece doğru ve yanlış olduğunu tespit edeceğim.

İlk konu 3 Ekim'deki Avrupa birliği ile ilgili imza töreni.

Tespitlerim ve Fikirlerim:
1) 3 Ekim'de imzalanacak belgenin içeriğinin veya adının ne olduğunu bilmiyorum.
2) Bu konu sürekli Türk medyasında yer buluyor ve (Türk medyasının anlattığı kadarıyla) Avrupalı diplomatların ve siyasetçilerin de gündeminde. Dolayısıyla önemli bir belgenin imzalanacak olduğunu düşünüyorum ve belgenin içeriğinin de önemli olduğuna inanıyorum.
3) 3 Ekimle ilişkilendirilen bir kaç konu var. Güney Kıbrıs'ın tanınması, Türk karasularının Güney Kıbrıs gemilerine ve uçaklarına açılması. Müzakerelerin tam üyelikle değil özel bir statü ile bitebileceği ihtimalinin netlik kazanması. Bu konular Türkiye'nin (popüler deyişle) kırmızı çizgileri.
4) (Türk medyasının anlattığı kadarıyla) Değişik ülkelere mensup siyasetçilerin bu konulardaki görüşleri değişik. Fakat Türkiye'nin karşına tek bir belgeyle çıkmak zorundalar. Bu nedenle kendi aralarında Türkiye'ye sunacakları belgenin içeriğinin ne olacağı konusunda pazarlıklar yaptıklarını varsayıyorum.
5) Bu pazarlıklar sonucunda ortaya çıkacak içerik Türkiye'nin kabul edebileceği ve edemeyeceği şeylerin bir karmaşası olacak.

Öngörüm:
6) Bu belgeyi Türkiye'ye imzalatmak için Avrupalı siyasetçiler şu taktiği uygulayacaklar. Belgenin içeriği son ana kadar gizli kalacak. Belgenin içeriğinde hukuksal bakımdan karmaşık ve çetrefilli ifadeler yer alacak. Türk tarafının belgeyi incelemeye imkanı ve zamanı olmayacak. Dolayısıyla neye imza atıldığı o an tam olarak bilinemeyecek. Şeytan ayrıntıda gizlenecek ve Türkiye yemi yutacak. En sonunda Türkiye "yapmam, önüme şart koyarsanız kalkar giderim" dediği birçok konuyu belgede bulacak.

İmza töreni sonrasında yaptığım öngörüyü değerlendirmek üzre.

September 12, 2005

Adım Değişti

Bloğumun adını "Immature Ideas"tan "Blognote"a çevirdim. İlki hem çiğ bir ifade hem de ortaokulda yazılan kompozisyonların başlıklarını hatırlatıyor. Vatana millete hayırlı olsun.

Hayatımda Küçük Değişiklikler

Yaşayış tarzımla ilgili bir kaç küçük karar aldım. Daha verimli, daha sağlıklı ve daha eğlenceli bir hayat geçirmek adına bu kararları uygulama heveslisiyim.

1) Mesai saatleri dışında (hafta içi akşamları ve hafta sonu) akademik ilgi alanlarımla hiç ama hiç ilgilenmeyeceğim. Önceleri ofisten çıkarken yanıma kimi zaman makale kimi zaman kitap illaki bir şeyler alırdım. Fakat şu 5 yılın içinde çalışmak için götürtüğüm şeylerin bir tanesini bile doğru düzgün okuduğumu hatırlamıyorum. Artık kendimi kandırmak istemiyorum -- akşamları da çalışabilecek kadar kapasiteli değilim, akademik bakımdan anlamayı istediğim herşeyi anlayabilecek kadar zeki ve hızlı değilim dolayısıyla arzu ettiğim akademik başarıya ulaşabilmem mümkün değil. Artık verimli çalışmak istiyorum -- akşama okurum bu makaleyi bahanesine sığınıp öğle yemeğini uzatmak, kantinde çay içmek, bir el hearts oynamak hepsine paydos. Artık mutsuz olmak istemiyorum -- yapmam gerektiğini düşündüğüm bir şeyi yapmadığım zaman kendimi şuçlu ve huzursuz hissederim. Bu duygu hep içimdeydi.
2) Akşamları saat 9 dan sonra ağzıma lokma koymayacağım. Öğünler içinde en büyük sorunu akşam yemekleri teşkil ediyor. Sabah kahvaltısını hem hazırlaması kolay hem de istenirse dışarıda pekala yenilebiliyor. Öğle yemeklerini tabldot olarak kafeterya'dan yemeye alıştım. Akşam yemeklerim ise düzensiz. Kimi zaman geçiştiriyorum meyve, peynir falan ile kimi zaman ağır yemekler yiyiyorum karnıyarık, etki taze fasulye gibi. Akşam yemeklerini erken ve her gün benzer yoğunlukta yemeğe çalışacağım. Akşam yemeklerini geç yemenin sağlık bakımından sorunlar teşkil edebileceğini duymuştum. Öğrendim ki Müzeyyan Senar bahsettiğim alışkanlığa zaten sahipmiş (kendisi seksenine merdiven dayamış ve bu yaz paraşüte binmiş birisidir; allah uzun ömürler verdin). Mine (my precious) de aynı alışkanlığa sahip. Mızmızlanırdım hep bu yüzden. Artık ben de ona uyacağım.
3) Sadece hafta sonları o da kararında içeceğim. İçkiye düşkün birisiyim. Çok içmeyi, sarhoş olmayı, sarhoş gezmeyi, ayılıp tekrar içmeyi kısaca içki ile ilgili herşeyi seviyorum. Alkolik olmaya çok ama çok yatkınım. Bu yaklaşımımı değiştirmeye karar verdim. Yaklaşık 2 aydır tek bir damla içmedim. Bu bana içki içmeden de mutlu olunabileceğini, içmeyince hayatın daha dolu yaşandığını, içkinin insana sağlığında başka zaman da kaybettirdiğini gösterdi. Amacım içkiyi tamamen bırakmak. Fakat şu an kendimi o kadar güçlü hissetmiyorum. O yüzden Kasım ayına kadar içkinin damlası yok ondan sonra sadece hafta sonları o da kararında, sarhoş değil çakırkeyf oluncaya kadar.

Yazarken küçük ama yaşarken büyük bu değişiklikleri uygulayarak hayatımı daha kaliteli bir hale getirmek istiyorum. Başarıp başaramadığımı görmek için aylık değerlendirmelerde bulunacağım.

September 05, 2005

Resimsiz Bir Blog ya da Görselliğe Post-jest Bir Bakış

Sizlerden durmadan mesajlar alıyorum. Özellikle beni daha yakından tanımak isteyen siz değerli okuyucularım içinde daha çok resim olan, daha dolu, daha iç gıcıklayan bir sayfa istiyorsunuz.

Niye hiç resim koymuyorum? Niçin grafiklerle süslemiyorum yazdıklarımı?

Esasında oldukça yakışıklı sayılırım. Arkadaşlarım seksi bir gülüşüm olduğunu söylerler. Atletik bir vücuda sahibim. Bunları kullanarak daha geniş kitlelere hitab edebilirim. Yıllar boyunca sanatla iç içe yaşamamın sonucu olarak 'grafik art' konusunda oldukça ustalaştım. Reklam ajanslarından yılda üç kez teklif alırım. Akademik çalışmalarım beni yüklü miktarlarda para kazanmaktan alıkoyuyor maalesef.

Ben bloğumu Türkçe yazı yazma becerilerimi göstermek için kullanıyorum. Sürekli İngiliz dilinde yazmak zorunda olduğumdan anadillerimden biri olan Türkçe'ye yeterince eğilemedim bu güne kadar. İşte bloğumu bu konudaki eksikliği kapatmak için kullanıyorum. Bunun dışında beni bu sayfaları resimlerle süslemekten alıkoyan bir konu da dijital fotoğraf makimamın olmayışı. Dikkatli okuyucularım niçin bir makine almadığımı hemen anlayacaktır.

Eğer benim sevgili okuyuyucularım, bütün bu anlattıklarıma rağmen, görsel içerikte bir zenginleşme istiyorlarsa, onları kırmayacağım ve bana hediye edecekleri dijital fotoğral makinesini derhal kabul edip daha geniş kitlelere hitap etmeye başlayacağım.

September 02, 2005

Yaşasın İnterney

Sürekli bir şeyler yazmak zorundayım. Yazdıklarım da genellikle İngilizce oluyor. Sözlüklerle yakın bir ilişki kurdum bu sayede. Evde ofiste orda burda ne kadar çok sözlüğüm olduğunu ve bunların hepsini başka başka özelliklerinden dolayı kullandığımı uzun uzun anlatıp kendimi siz okuyuculara bir sözlük grusu olarak tanıtacaktım ama ;) girişi kısa kesmenin daha makul olduğunu gördüm.

Uzun zamandır http://www.thefreedictionary.com/ adlı sitedeki sözlük ve thesarusu (eş anlamlılar sözlüğü?) kullanmaktayım. Çok memnunum. Sitenin sayısız özelliği var. "Instant word lookup for browser" appletini kurarak aradığın kelimenin sayfasını hemen getirme mi istersin, "word of the day" ile hergün yeni bir kelimenin anlamını öğrenmek mi istersin, "match up" adlı eş anlamlı kelimeleri eşleştirme oyunu mu istersin, ansiklopedisinden o gün için seçme makaleler mi istersin, onu mu istersin bunu mu istersin...

Ben özellikle sözlük ve thesarus'un hastasıyım. Orada kelimenin önce sözlük anlamları bulunuyor. Aşağılara doğru thesarus, daha da aşağılarda kelimenin klasik literatürde geçtiği cümleler, baktığınız kelimenin hangi kelimelerin anlamları içinde kullanıldığı, ve en altta da dictionary/thesarus browser. En büyük zevkim, anlamına-kullanılışına baktığım kelimenin thesarus daki bütün anlamlarını okumak.

Artık "hard copy" sözlüklere paydos. Yaşasın interney, yaşasın http://www.thefreedictionary.com/ .

August 23, 2005

Bir Köşe Yazarı Reklamı

Akşam gazetesinde yeni bir köşe yazarı uluslararası politika konusunda pazartesi ve çarşamba günleri yazıyor. Adı Deniz Ülke Arıboğan. Ben uluslararası ilişkiler konusuna ilgiliyim. Fakat bu güne kadar objektif bir bakışa, bilgiyle yoğrulmuş yoruma, analitik görüşe, yönlendirme değil kavrayış kazandırmaya çalışan bir gazete yazısına hasrettim. Kanımca Arıboğan bu niteliklerin hepsine sahip. Kendisini takip edeceğim. Kendisinin bir çok kitabı da varmış. Onları da alacağım(kitapları benden edinebilirsiniz dadlılarım benim). Aşağıdaki link hanımefendinin ilk yazısınadır.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=199,,106

July 06, 2005

yavaş yürüme terapisi

Daha çabuk, daha hızlı, hemen, anında, en önce, en kısa zamanda... Bu kelimeleri öyle yada böyle, reklamlarda, patronumuzdan, annemizden, kısacası her daim duyduk, duyuyoruz. Çünkü günümüzde her şey hızlı olmak zorunda. Arabalar, trenler, çimleri sulayan fıskiyeler, spikerlerin konuşması hep hep hep hızlı. Dünya'da o kadar çok kazanılacak para, o kadar çok öğrenilecek bilgi, o kadar çok yenilecek yemek, içilecek içti, gezilecek yer, sevilecek kadın var ki. Peki bunlar bir ömre nasıl sığacak. Hızlı olmadan asla!

Bu hız tutkusunun bünyeye mutlaka bir zararı oluyordur. "Hızlı yaşa, genç öl, cesedin yakışıklı kalsın" kadar olmasa da hızla giden hayat endişelerin artmasına neden oluyor (en azından bende böyle). O işe bugün başlasam üç günde bitirsem, patrona salı günü veririm, saat on iki olmadan gideyim bari odasına, sonra yarım saatte yemek yerim, o sırada diğer raporu okuyayım, akşam da maç var, maça kadar ofiste kalayım bari, hafta sonu nereye gidecektik, otelde yer ayırtmak lazım, Bülent'den e-mail gelmedi, ne oldu, unuttu mu acaba, ondan cevap gelmeden başlayamam ki, arayayım pezevengi, şu yan odadaki kızı da ne zamandır görmüyorum, daha yeni ayrılmış sevgilisinden, geçen hafta koridorda çay içerken görmüştüm, keşke o zaman konuşsaydım, şimdi kapacak birisi, biiiiiiib, aloo! buyrun, benim, vayy Serdarcım naber, görüşelim vallaha kaç ay oldu ben de çok isterim, salı olmaz çarşamba nasıl, hmmmm, o gün tenis oynayacağız, o zaman ben sana döneyim sonra, şimdi Serdarı nereye koyacağız, söz de verdik herife, haa ne düşünüyordum ben yahu, neyse, şunu okumaya devam edeyim daha 80 sayfa var, ufff, a complex economic mix of modern industry and commerce along with a traditional agriculture sector that in 2004 still...

Peki nasıl olur da bu endişeden kurtulunur. Sakin ve küçük bir sahil kasabasına yerleşmek en iyi çözüm. Ya ona imkan yoksa. Dün akşam yemekte Şamil söyledi: yavaş yürüme terapisi. Her zaman yürüdüğünüz bir yere bu sefer çok yavaş ama çok yavaş yürüyerek gidin. O kadar yavaş yürüyün ki insanlar hasta veya halsiz olduğunuzu sansınlar. Mucizevi bir şekilde yürüme hızınızla birlikte düşünceleriniz de yavaşlayacak. Hemen rahatlamayacaksınız, hatta ne kadar yavaş yürüdüğünüzü fark ettiğinizde, gideceğiniz yerin uzaklığını da bildiğinizden içiniz sıkılacak, yol hiç bitmeyecekmiş gibi gelecek. Ama yavaş yürümekte ısrar ederseniz zihniniz soğuyacak, kafanız rahatlayacak, içinize bir huzur dolacak ve artık hızla düşünmediğinizi göreceksiniz. Ben bugün yaptım ve gördüm. İlk defa olmasına rağmen çok rahatladım. Hatta bu yazıyı yazmak aklıma ağır aksak yürüyüp dinlenirken geldi. Hedeflediğim yere normalden 5 kat daha geç vardım. Sonra? Sonra koşa koşa ofise geldim ve bu hemen yazıyı yazdım :) İyi alışkanlıklar kolay kazanılmıyor. Tekrar deneyeceğim.

June 27, 2005

Who am I?

This is Nart Bedin Atalay. I am a PhD student in Cognitive Science. Here I will share my ideas on almost everything. They will be immature but not imitative. If I will recognize an advantage of posting to a blog compared to writing to a notebook, I will carry all my professional notes here also. Fell free to make comments.