September 22, 2005

Bitti Allaha Şükür

Yaklaşık 10 gündür yazmaya uğraştığım makaleyi sonunda bitirdim. Kendisine http://www.ii.metu.edu.tr/~bedin/article.pdf adresinden, figürlerine http://www.ii.metu.edu.tr/~bedin/figures.pdf adresinden ulaşılabilinir.

Genel bir okuyucu profiline hitap eden bir dergiye gönderildiği için müzikten bihaber kitlelerce de sindirilebilmesi gerekiyor . Bir de siz okuyun bakalım. Dili açık mı bir değerlendirin. Bununla beraber ilgili kitlenin psikoloji bilminin metod, yöntem ve problemlerine aşina insanlardan oluştuğu unutmayın (derdinin adı Journal of General Psychology) ve akşam yatmadan önce hızlıca bir gözgezdirip bir şey anlamazsanız "Bu olmamış birader, çok karmaşık" diye yorum yazıp adamı katil etmeyin. Cevaplar çoktan seçmeli olacak. Şıkları veriyorum:
1) O kadar anlaşılır ki bir an kendim yazdım sandım.
2) Makaleyi babanneme vermiştim okusun diye o da çok ilginç bulmuş.
3) Herşey çok net ve açık ifade edilmiş. Çoçuğumuza ingilizceyi buradan cümleler okuyarak öğretegiz.
4) Abi bu sefer de kabul etmezlerse kesin torpil lazım. İstersen Mühittin amcayla bi konuş. Çerkez varm editörlerin içinde bir araştıralım.

September 13, 2005

Politika Terraneleri 1

Blogçuluğun keşfettiğim bir yararı, insanın kendisini geliştirmek istediği bir konuda fikirlerinin nasıl değiştiğini takip etmeye ve özeleştiri yaparak bu süreci hızlandırmaya kalkısı olması. Meğersem günlük tutmanın esas amacı her sabah kahvaltıda ne yediğini yazmak değilmiş :P.

Kendimi geliştirmek istediğim konulardan birisi politik analiz. Politika doğası itibariyle gizemli bir alan. Takkiyye, bizans oyunları, yalanlar, gizli ajandalar vs. hepsi politikanın hamurundan. Bu gizemli dünyanın oyuncularının motivasyonlarını gözlemlediğimiz davranışlara bakarak anlayabileceğimize inanıyorum. İşte (benim tanımıma göre) politik analiz, yapılan gözlemlerden politika oyuncularının karakterini çıkartmak ve bu karaktere bakarak gelecekteki bir olay hakkındaki tarvırlarını tahmin etmek. Bu tanıma göre politik analiz bilime çok benziyor. (Bilimden farkı şu ki bilimde gözlem güvenilir, geçerli ve tekrar edilebilir olmalı).
Politika Terraneleri serisinde ben de oyuncuların davranışları hakkında politik öngörülerde bulunacağım ve daha sonra bunların ne derece doğru ve yanlış olduğunu tespit edeceğim.

İlk konu 3 Ekim'deki Avrupa birliği ile ilgili imza töreni.

Tespitlerim ve Fikirlerim:
1) 3 Ekim'de imzalanacak belgenin içeriğinin veya adının ne olduğunu bilmiyorum.
2) Bu konu sürekli Türk medyasında yer buluyor ve (Türk medyasının anlattığı kadarıyla) Avrupalı diplomatların ve siyasetçilerin de gündeminde. Dolayısıyla önemli bir belgenin imzalanacak olduğunu düşünüyorum ve belgenin içeriğinin de önemli olduğuna inanıyorum.
3) 3 Ekimle ilişkilendirilen bir kaç konu var. Güney Kıbrıs'ın tanınması, Türk karasularının Güney Kıbrıs gemilerine ve uçaklarına açılması. Müzakerelerin tam üyelikle değil özel bir statü ile bitebileceği ihtimalinin netlik kazanması. Bu konular Türkiye'nin (popüler deyişle) kırmızı çizgileri.
4) (Türk medyasının anlattığı kadarıyla) Değişik ülkelere mensup siyasetçilerin bu konulardaki görüşleri değişik. Fakat Türkiye'nin karşına tek bir belgeyle çıkmak zorundalar. Bu nedenle kendi aralarında Türkiye'ye sunacakları belgenin içeriğinin ne olacağı konusunda pazarlıklar yaptıklarını varsayıyorum.
5) Bu pazarlıklar sonucunda ortaya çıkacak içerik Türkiye'nin kabul edebileceği ve edemeyeceği şeylerin bir karmaşası olacak.

Öngörüm:
6) Bu belgeyi Türkiye'ye imzalatmak için Avrupalı siyasetçiler şu taktiği uygulayacaklar. Belgenin içeriği son ana kadar gizli kalacak. Belgenin içeriğinde hukuksal bakımdan karmaşık ve çetrefilli ifadeler yer alacak. Türk tarafının belgeyi incelemeye imkanı ve zamanı olmayacak. Dolayısıyla neye imza atıldığı o an tam olarak bilinemeyecek. Şeytan ayrıntıda gizlenecek ve Türkiye yemi yutacak. En sonunda Türkiye "yapmam, önüme şart koyarsanız kalkar giderim" dediği birçok konuyu belgede bulacak.

İmza töreni sonrasında yaptığım öngörüyü değerlendirmek üzre.

September 12, 2005

Adım Değişti

Bloğumun adını "Immature Ideas"tan "Blognote"a çevirdim. İlki hem çiğ bir ifade hem de ortaokulda yazılan kompozisyonların başlıklarını hatırlatıyor. Vatana millete hayırlı olsun.

Hayatımda Küçük Değişiklikler

Yaşayış tarzımla ilgili bir kaç küçük karar aldım. Daha verimli, daha sağlıklı ve daha eğlenceli bir hayat geçirmek adına bu kararları uygulama heveslisiyim.

1) Mesai saatleri dışında (hafta içi akşamları ve hafta sonu) akademik ilgi alanlarımla hiç ama hiç ilgilenmeyeceğim. Önceleri ofisten çıkarken yanıma kimi zaman makale kimi zaman kitap illaki bir şeyler alırdım. Fakat şu 5 yılın içinde çalışmak için götürtüğüm şeylerin bir tanesini bile doğru düzgün okuduğumu hatırlamıyorum. Artık kendimi kandırmak istemiyorum -- akşamları da çalışabilecek kadar kapasiteli değilim, akademik bakımdan anlamayı istediğim herşeyi anlayabilecek kadar zeki ve hızlı değilim dolayısıyla arzu ettiğim akademik başarıya ulaşabilmem mümkün değil. Artık verimli çalışmak istiyorum -- akşama okurum bu makaleyi bahanesine sığınıp öğle yemeğini uzatmak, kantinde çay içmek, bir el hearts oynamak hepsine paydos. Artık mutsuz olmak istemiyorum -- yapmam gerektiğini düşündüğüm bir şeyi yapmadığım zaman kendimi şuçlu ve huzursuz hissederim. Bu duygu hep içimdeydi.
2) Akşamları saat 9 dan sonra ağzıma lokma koymayacağım. Öğünler içinde en büyük sorunu akşam yemekleri teşkil ediyor. Sabah kahvaltısını hem hazırlaması kolay hem de istenirse dışarıda pekala yenilebiliyor. Öğle yemeklerini tabldot olarak kafeterya'dan yemeye alıştım. Akşam yemeklerim ise düzensiz. Kimi zaman geçiştiriyorum meyve, peynir falan ile kimi zaman ağır yemekler yiyiyorum karnıyarık, etki taze fasulye gibi. Akşam yemeklerini erken ve her gün benzer yoğunlukta yemeğe çalışacağım. Akşam yemeklerini geç yemenin sağlık bakımından sorunlar teşkil edebileceğini duymuştum. Öğrendim ki Müzeyyan Senar bahsettiğim alışkanlığa zaten sahipmiş (kendisi seksenine merdiven dayamış ve bu yaz paraşüte binmiş birisidir; allah uzun ömürler verdin). Mine (my precious) de aynı alışkanlığa sahip. Mızmızlanırdım hep bu yüzden. Artık ben de ona uyacağım.
3) Sadece hafta sonları o da kararında içeceğim. İçkiye düşkün birisiyim. Çok içmeyi, sarhoş olmayı, sarhoş gezmeyi, ayılıp tekrar içmeyi kısaca içki ile ilgili herşeyi seviyorum. Alkolik olmaya çok ama çok yatkınım. Bu yaklaşımımı değiştirmeye karar verdim. Yaklaşık 2 aydır tek bir damla içmedim. Bu bana içki içmeden de mutlu olunabileceğini, içmeyince hayatın daha dolu yaşandığını, içkinin insana sağlığında başka zaman da kaybettirdiğini gösterdi. Amacım içkiyi tamamen bırakmak. Fakat şu an kendimi o kadar güçlü hissetmiyorum. O yüzden Kasım ayına kadar içkinin damlası yok ondan sonra sadece hafta sonları o da kararında, sarhoş değil çakırkeyf oluncaya kadar.

Yazarken küçük ama yaşarken büyük bu değişiklikleri uygulayarak hayatımı daha kaliteli bir hale getirmek istiyorum. Başarıp başaramadığımı görmek için aylık değerlendirmelerde bulunacağım.

September 05, 2005

Resimsiz Bir Blog ya da Görselliğe Post-jest Bir Bakış

Sizlerden durmadan mesajlar alıyorum. Özellikle beni daha yakından tanımak isteyen siz değerli okuyucularım içinde daha çok resim olan, daha dolu, daha iç gıcıklayan bir sayfa istiyorsunuz.

Niye hiç resim koymuyorum? Niçin grafiklerle süslemiyorum yazdıklarımı?

Esasında oldukça yakışıklı sayılırım. Arkadaşlarım seksi bir gülüşüm olduğunu söylerler. Atletik bir vücuda sahibim. Bunları kullanarak daha geniş kitlelere hitab edebilirim. Yıllar boyunca sanatla iç içe yaşamamın sonucu olarak 'grafik art' konusunda oldukça ustalaştım. Reklam ajanslarından yılda üç kez teklif alırım. Akademik çalışmalarım beni yüklü miktarlarda para kazanmaktan alıkoyuyor maalesef.

Ben bloğumu Türkçe yazı yazma becerilerimi göstermek için kullanıyorum. Sürekli İngiliz dilinde yazmak zorunda olduğumdan anadillerimden biri olan Türkçe'ye yeterince eğilemedim bu güne kadar. İşte bloğumu bu konudaki eksikliği kapatmak için kullanıyorum. Bunun dışında beni bu sayfaları resimlerle süslemekten alıkoyan bir konu da dijital fotoğraf makimamın olmayışı. Dikkatli okuyucularım niçin bir makine almadığımı hemen anlayacaktır.

Eğer benim sevgili okuyuyucularım, bütün bu anlattıklarıma rağmen, görsel içerikte bir zenginleşme istiyorlarsa, onları kırmayacağım ve bana hediye edecekleri dijital fotoğral makinesini derhal kabul edip daha geniş kitlelere hitap etmeye başlayacağım.

September 02, 2005

Yaşasın İnterney

Sürekli bir şeyler yazmak zorundayım. Yazdıklarım da genellikle İngilizce oluyor. Sözlüklerle yakın bir ilişki kurdum bu sayede. Evde ofiste orda burda ne kadar çok sözlüğüm olduğunu ve bunların hepsini başka başka özelliklerinden dolayı kullandığımı uzun uzun anlatıp kendimi siz okuyuculara bir sözlük grusu olarak tanıtacaktım ama ;) girişi kısa kesmenin daha makul olduğunu gördüm.

Uzun zamandır http://www.thefreedictionary.com/ adlı sitedeki sözlük ve thesarusu (eş anlamlılar sözlüğü?) kullanmaktayım. Çok memnunum. Sitenin sayısız özelliği var. "Instant word lookup for browser" appletini kurarak aradığın kelimenin sayfasını hemen getirme mi istersin, "word of the day" ile hergün yeni bir kelimenin anlamını öğrenmek mi istersin, "match up" adlı eş anlamlı kelimeleri eşleştirme oyunu mu istersin, ansiklopedisinden o gün için seçme makaleler mi istersin, onu mu istersin bunu mu istersin...

Ben özellikle sözlük ve thesarus'un hastasıyım. Orada kelimenin önce sözlük anlamları bulunuyor. Aşağılara doğru thesarus, daha da aşağılarda kelimenin klasik literatürde geçtiği cümleler, baktığınız kelimenin hangi kelimelerin anlamları içinde kullanıldığı, ve en altta da dictionary/thesarus browser. En büyük zevkim, anlamına-kullanılışına baktığım kelimenin thesarus daki bütün anlamlarını okumak.

Artık "hard copy" sözlüklere paydos. Yaşasın interney, yaşasın http://www.thefreedictionary.com/ .