April 27, 2006

Bam Teli

Serdar Turgut bugünkü analiz/yorum yazısında Türkiye'deki birçok problemin nedenini rasyonel düşünce kıtlığı olarak tespit etmiş. Sorunların çözümü için başkalarını değil kendimizi değiştirmemiz gerektiğini öğütlüyor. Bu fikir açıkçası benim temel aldığım ilkelerden biridir.

"Toplumun hiçbir kesimi diğerinden daha sağlıklı filan da değil; bunu unutun" (ST). Değişebilmek için önce buna inanmak gerekli.

Rasyonel düşünce kıtlığına absürt bir örnek için bkz. Can Dündar'ın bugünkü yazısı.

April 21, 2006

Atomik Gezi

Finlandiya'da bulunduğumdan beri ilk defa bir gruba dahil olup bir geziye katıldım. Dün bir atom santrali ve bir rüzgar enerjisi merkezi gezdik. Atom santrali ve rüzgar pervaneleri ile ilgili diyeceğim bir şey yok. Enteresan makinalar. Benim garibime giden noktalar daha çok katılımcı davranışı ile ilgili.

Katılımcılar arasında her milletten adam vardı.

Sabah 8'de yola çıkıldı akşam 23 de dönüldü. Otobüs yolculuğu (gidiş 4:30 saat geliş 4:30 saat) toplam 9 saat sürdü. Yani yolculuk ziyaretlerden uzun tuttu.

12'de santrale varıldı. Bir kahve ve bir poğaça ikram edildi. Santral ile ilgili bilgi alındı, atık ünitesi gezildi, ordan rüzgar pervanelerine ziyaret başladı. Ancak akşam 8:30 de yemek yenebilindi. Yani katılımcılar sabah 8'den akşam 8'e kadar hiçbir şey yemeden gezdi. (İstisna ben ve birkaç Japon idi. Ben masraftan kaçınayım diye sandviçler hazırlamıştım. Ara ara onları götürdüm.) Bu kadar açlığa rağmen milletin gıkı çıkmadı. Kimse grup liderine "yav birader açlıktan öldük, bizi bir yemeğe götür, böyle de gezi olmaz ki; geziyor muyuz yoksa işkence mi çekiyoruz belli değil" demedi. Herkes ne zaman yemek yenecek acaba diye bekledi. Sanırım grup içinde yemek konusunda en çok homurdanan da bendim.

Otobüste tuvalet vardı. Kimse otobüs tuvaletini kullanmadı. Sanırım yine diş sıkıldı ve ziyaret aralarında ihtiyaç giderildi. Benim bir sıkıntım olmadı. Olsa idi hiç çekinmez otobüs tuvaletini kullanırdım.

Gezinin büyük kısmı (yaklaşık toplam 3-4 saat) bu makinaların işleyiş şekilleri, üretim kapasiteleri, bakım problemleri ve karlılıkları konusunda seminer dinlemek ile geçti.

Bütün bunları gözlemledikten sonra acaba ben çok mu rahatına düşkün biriyim diye kendi kendime sormadan edemedim. Otobüste kalış süresi gezme görme süresinden uzun bir geziye katılıp, saatlerce aç kalıp, üstelik çiş de tutup, sonra eğlenceli şeyler değil de durmadan konuşan ve karmaşık şeyler anlatan insanları dinlemek ve bundan şikayetçi olmamak garibime gitti doğrusu.

April 13, 2006

Şiddet Karşıtlığı

İki Milliyet gazetesi yazarı (Metin Minür ve Can Dündar) şiddet karşıtlığı konusunu ele almış.

Minür, Ghandi ve Martin Luther King örneklerini vermiş, şiddet karşıtlığının siyasi bir güç olarak kullanılabileceğini, şiddete şiddet ile karşılık vermenin zararlarını anlatmış ve müslüman toplumlarda bu tutumun gelişmediğinden dem vurmuş. Ghandi ve King'in öldürülmüş olduğunu hatırlatarak yazısını ironik bir şekilde bitirmiş. Minür tespit yapmış ama çözüm vermemiş. Biz ne kadar şiddete karşıyız ve ne yapmalıyız konusunda bir şey dememiş. Elini taşın altına koymamış. 'Gelinim sana söylüyorum kızım sen anla' yaklaşımı benimsemiş.

Dündar, Hilmi Özkök'ün subay adaylarına verdiği "karşıt fikirlerin çatışmasından yeni fikirler doğar, sorunlar çözümlenir; karşıt fikirlerden (düşünmekten) korkmayınız" manasına gelecek öğütlerini bu sefer polis adaylarına hatırlatmak istemiş. Şiddet'ten uzak durduğumuz ve şiddete karşı olduğumuz sürece, tartışmayı ve diyaloğu arttırdığımız sürece şiddeti (terörü) yenebileceğimizi idda etmiş. Şiddet polise karşı ise polisin yanında olmamız gerektiğini, Kürt çocuklarına karşı ise onların yanında olmamız gerektiğini söylemiş.

"Şiddet Karşıtlığı" kelimelerini google'da aratınca iki link gözüme çarptı.

Biri kendisini siyasi bir hareket olarak tanımlayan 'Yeşiller'in sitesi. Yeşiller'in ilkelerinden birisi de şiddet karşıtlığı imiş. Fakat kendilerinin şiddet karşıtlığı nedir, neden kaynaklanır, nasıl önlenir sorularına bilimsel (veya değil) bir yanıt verme çabasında olduklarını sanmıyorum (sitelerinde göremedim - belki de yeterince aramadım). Yeşiller hareketi bana ütopik bir hayalperestçilikten kurtulamayan solcularımızın Avrupa'dan ithal ettikleri bir takım görüşler eğer herkes tarafından benimsenirse Türkiye'nin tüm sorunlarının bir anda çözülebileceğini sanmalarının bir başka tezahürü gibi geldi (bkz. Orhan Pamuk'un İletişim Yayınları tarafından basılan Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar kitabının çevirisi için yazdığı önsöz).

Diğeri bir web sitesinde verilen (sita) "Küresel Şiddet Karşıtlığı Konferansı Almanya’da Toplanıyor" haberi. "Şiddetsiz bir Küreselleşme" başlığı ile toplanan konferansta katılımcıların çeşitli problemleri bilimsel (veya bilimsel olmayan) yöntemlerle tartışacaklarını öğrendim. Kendilerine kanım ısındı. Tartışma konularına örnek olarak:
Ekonomik, kültürel ve politik küreseleşmenin analizi. Kapitalist globalleşme ile militarizm arasındaki ilişki nedir?
Globalleşmenin adil olmayan yönlerine karşı şiddet içermeyen direniş stratejileri geliştirilmesi. Şiddet içermeyen bir sosyal değişim nasıl gerçekleştirilebilir. Birbirinden güzel daha birçok başlık konferans broşüründe bulunuyor

23-29 Ağustos Almanya'nın Paderborn şehrinde toplanacakmış bu konferans. Ben büyük ihtimalle 22-26 Ağustos tarihlerinde başka bir konferans için Bologna'da olacağımdan ve uçuşum da büyük ihtimalle Almanya Münih üzerinden olacağından canım bir günlük de olsa şu konferansa gitmeyi istedi. Gidemezsem de sağlık olsun.

April 05, 2006

İstanbul Şehri Güzel midir Çirkin midir

Şamil dostuma göre çirkindir (bkz. Rezil-i 'stanbul).

Turist broşürlerine göre güzeldir.

İstanbul'un bende ki imajı kaotiktir, pistir, kontrol edilemez, işini bilir, sonradan görmedir, hem ucuzdur hem pahallıdır, yalandır, çıkarcıdır, bitip tükenmez, hırsızdır, insan doludur ama bunlar benim gözüme, güzel demeyeyim ama, hoş görünür. Çünkü İstanbul gerçektir, ne ise odur. Bütün bu özellikleri de tarihten süzülerek gelmiştir.

Engin Ardıç bugünkü köşesinde (05 Nisan) İstanbul'u nasıl gördüğünü anlatmış. Görüşü Şamilinkine daha yakın.

April 03, 2006

9/11 by Chomsky

Chomsky'nin 9/11 den sonra, daha olay taze iken, çesitli medya organlarında yapılmış röportajlarının bir külliyatı. Çok yünlü, dili ağır, düşünülerek okunması gereken küçük bir kitap. Chomsky kendisini dil bilgini ve siyasi aktivist olarak tanımlıyor - siyaset bilimcisi olarak değil. (Bunun nedeni ayrı bir blog konusu).

Chomsky'nin 9/11 ile ilgili o günkü görüşlerinin bazılarını özetleyecek olursak (kendisinin bugünkü görüşlerinde önemli bir değişiklik olduğunu sanmıyorum):
1) Olay bin Laden veya onun desteklediği gruplar tarafından yapılmıştır.
2) Olayın Amerika devleti için şok edici olmasının nedeni, malesef, masum insanların öldürülmesi değil, yüzyıllardır ilk kez Amerikan topraklarının bir saldırıya uğraması ve sömürgecilik tarihinde ilk kez saldırganların sömürülenler olmasıdır.
3) SSCB'ye karşı Afganistan'da kutsal savaş (Holy War) yürütülürken Amerika ve Çin'in eğittiği, kullandığı ve desteklediği insanlar radikal İslamcılardır çünkü bu kişiler en acımasız savaşçılardır.
4) İşte bu kişiler, SSCB'nin Afganistan'daki konumuna paralel olarak, Amerika'yı kutsal İslam topraklarındaki bir işgalci olarak görmektedir.
5) Bu bölgelerdeki zenginliklerin batıya ve bir kısım yerel elitlere transferinden rahatsız olan halk da doğal olarak bu Amerikan karşıtlığının yandaşıdır.
6) Chomsky'nin diğer hedefler dışında niçin Dünya Ticaret Merkezinin vurulduğu konusunda bir teorisi yok. Fakat bin Laden'in globalleşme vb. gibi kavramlardan ve sorunlardan haberdar olmadığını Robert Fisk'e dayanarak söylüyor.
7) Mesele bir Batı-Doğu çatışması, Hristiyan-Müslüman savaşı değildir. Kaldı ki Avrupa'da Bosna-Hersek; Ortadoğu'da Suudi-Arabistan, Uzakdoğu'da Endonezya müslüman devletlerdir ve Amerikanın müttefikleridirler.
8) Terör eylemine karşı yapılması gereken şey onu bir şuç olarak görmek ve bu suçun mümessillerini bulup kanıtlara dayanarak cezalandırmak ve bu suçun nedenlerini araştırarak nedenlerini ortadan kaldırmaya çalışmaktır.
9) Terör eylemine karşı yapılması gereken şey orayı burayı bombalayarak masum insanları öldürmek değildir. Böyle bir tavır bin Laden'in rüyalarını süslemektedir çünkü bu şekilde bin Laden daha sert ve acımasız terör eylemleri için yandaşlar ve aktivistler bulabilecektir.
10) Amerikan halkının bir kısmında bir intikam arzusu vardır. Fakat olayın nedenlerine inilerek çözülmesini isteyen çevreler de vardır.
11) Chomsky'nin terör anlayışı Amerika ordusu ve devletinin yaptığı terör tanımı ile aynıdır. (Hatırlayabildiğim kadarıyla) Terör siyasal bir amaç için silah kullanımı veya kullanma tehtididir.
12) Bu terör tanımına göre Amerikan devleti veya onun desteklediği devletler de [hatta bütün devletler (benim yorumum)] terörist organizasyonlardır.
13) Amerika 'World Court' tarafından Nikaragua'ya karşı giriştiği eylemlerden dolayı terörist faaliyette bulunduğu için kınanmış tek devlettir.
14) 9/11 Amerikan elitleri tarafından silahlanma, sosyal hakların kısılması, zenginliğin küçük bir zümreye transferi vb. için kullanılacaktır.

Benim yorumlarım:
Chomsky'nin bu kitap ile gösterdiği şey Amerikan devletinin yaptığı şeylerin ve söylemlerinin birbirleri ile çeliştiğidir. Amerikan devletinin zalimliği ve kendi çıkarı için yapabileceği kötülüklerde sınır tamımamazlığıdır .

Bu kitabı okuyan ve dünyanın başka bir ülkesinde yaşayan bazı okuyucular (özellikle gönülden solcular ve müslümanlar, Amerika'nın çıkarlarına ters düşen/düşmüş ve kitapta anlatılan kötülüklere maruz kalan/kalmış gruplara kendini yakın hissedenler) bir Amerikan düşmanlığı geliştirmiş/geliştirecektir. Bu düşmanlık Amerika'nın herşeyine (halkına 'Amerikan halkı aptaldır, yoksa Bush'u seçer miydi', ürettiği ürünlere 'Microsoft Windows kadar kötü bir işletim sistemi görmedim' siz örnekleri çoğaltın) karşı olacakdır.

Bu kitabı okuyan ve dünyanın başka bir ülkesinde yaşayan diğer bazı okuyucular (özellikle eylemden solcular ve müslümanlar) bu kitabı kendi şiddet ve terör eylemlerinin gerekçesi, doğrulayıcısı, haklılayıcısı olarak göreceklerdir.

Oysa Chomsky Amerikan düşmanı değildir. O Bush'a karşı olduğu kadar Clinton'a da karşıdır. Amerika'daki ifade özgürlüğünün Amerikan halkı tafafından kazanıldığını düşünmektedir. (bkz. Milliyet http://www.milliyet.com/2005/11/22/siyaset/axsiy01.html). Kendisi toplum mühendisliğine, insanların yanlış bilgilerle yönlendirilmesine, masum insanların öldürülmesine ve bunun silahlanma, zenginin daha da zenginleşmesi ve insanların sömürülmesi için yapılmasına karşıdır.

Bu kitabı okuyan ve dünyanın başka bir ülkesinde yaşayan okuyucuların yapması gereken şey kendi ülkelerinin, devletlerinin, örgütlerinin yalanlarını, şiddet eylemlerini düşünmek, doğru bildikleri yanlışların neler olabileceğini araştırmak, ve kendi Chomsky'lerine sahip çıkmaktır (örn. Can Dündar ). Mevcut yönetimin kötülüklerine karşı çıkarken bazı grupların (yönetimi ele geçirip benzer kötülükleri bu sefer başkalarına yapmak isteyen grupların) oyuncağı olmamaktır.

Chomsky ile bitirelim yazıyı. "Kürt sorunu sizin sorununuz. Ben esas olarak Amerika’nın rolünü ele aldım" (Milliyet http://www.milliyet.com/2002/02/13/guncel/gun09.html).