May 13, 2006

Gödel nasıl öldü

Kurt Gödel çok meşhur ama benim hala anlamaya vakıf olamadığım incompleteness theoremini ispatlayan matematikçi.

Gödel'in paranoid şizofreni hastalığı varmış. Sürekli birilerinin kendisini zehirlemek istediğine ve sadece karısının yaptığı yemeklerin zehirden yoksun olduğuna inandığı için sadece karısının hazırladığı yiyecekleri yermiş. Karısı amansız bir hastalığa yakalanıp hastahane yataklarından kalkamaz hale gelince Gödele yemek yapamamış. Gödel de başka kimsenin yemeğini ağzına götürmediğinden 1978 yılında açlıktan ölmüş.

May 09, 2006

Yalan

Yalan söylemek, yalana inanmak sanıyorum insan doğasının çok temel bir parçası. Yalan yaşamımızı sürdürebilmemiz için bir anahtar.

Benim en sevdiğim yalan yeni çocuk doğurmuş genç kadınların çocuk doğurmanın ne kadar mükemmel bir şey olduğu ve bebeğin hayatlarına ne büyük bir mutluluk kattığı ile ilgili yalanıdır. Pembecik, sürekli gülen, küçücük elli, küçücük burunlu, sevincini gövdesini hoplatarak belli eden bir bebeği görüp mutlu olmamak mümkün değildir.

Fakat çocuk reddedilemeyecek problemleri de beraberinde getirir. Çocuğu kendi içinde büyütmek ve doğurabilmek için kadın vücudu inanılmayacak bir değişim geçirir. (Bozulmuş bu vücudun neden estetik olmadığını uzun uzun anlatacak değilim.) Aynada kendisini seyreden genç anne güzelliğin uzak bir hayal olduğunu, ve kocasının çapkın bakışlarının artık başkalarına yöneldiğini anladığında bebeciğe sarılmaktan başka ne teselli bulabilir ki.

Bu kadar şirin, çevresine gülücükler dağıtan bir yaratığın hastalıktan öksürdüğünü, ciğerlerinin söküldüğünü görünce kim kahrolmaz. Herşeyiyle size muthaç olan bebeciğin illaha da geçirmek zorunda olduğu hastalıkları kalıcı bir hasar görmeden atlatması için çırpınıp durur artık anne. Çocuğu için endişelenme hayatının bir parçası olur. Dünyanın sürekli kötüye gidişini, ülkede artan şiddeti, bitmek bilmeyen hayat pahallılığını, okulların ve eğitim sisteminin durumunu, sinsice çocuklara esrar-eroin satan çeteleri düşündükçe soğuk terler döker. Annenin aklını kaybetmemek için sarılacağı tek teselli gelecek mutlu günlerin hayalidir: "Çocuk büyüyüp adam olduğunda onunla gurur duymak ne güzeldir. Ne büyük bir mucize çocuk yetiştirmek!". Bütün bunlar tabii ki çıkılamayan tatilleri, gezilemeyen ülkeleri, uykusuz geçen geceleri, herşeyi ve herşeyi unutmak için en güzel bahanedir.

Yalanı sadece anneler söylemez. Yazının başında da belirttiğim gibi yalan söyleme illeti hepimizde mahsustur: "Kaçırdığım o fırsat çok da önemli değildi zaten. Çok seviyorduk birbirimizi ama ayrıldığımız iyi oldu kesin mutsuz olacaktık. Namussuz müdür azcık akıllı olsaydı o işi nasıl da başaracaktım. Ortağım satmasaydı ne kadar para kazanacaktım belli değil. Ülkemizin cennetten bir köşe olduğunu her Avrupa seyahatimde bir kez daha anlıyorum; Avrupa'da her türlü imkan var ama insanları mutlu değil.", vs. vs. vs.

Yalan hayatımız sürdürmemize yarayan belki de bizi intihardan koruyan bir sığınak. Ama yalana sığınmanın bedeli de çok ağır. Chomsky'nin ileri sürdüğü gibi devletlerin toplumları yalanla idare etmesinin insanlığın sonunu getireceği tezini bir kenara koyarsak, yalan en başta problemlerin çözümünü imkansızlaştırır. Bir problemi çözebilmek için önce onunla yüzeşmek gerekir; kendimizi kandırıp problemi yok saymak aynı problemle tekrar tekrar uğraşmaktan başka bir işe yaramaz.

İnsanın kendi kendine yalan söylediğini itiraf edebilmesi, yalan attığı konuların analizini yapması ve bu problemleri çözmeye uğraşması kanımca bir erdemdir. Yalanı herkesle paylaşmak ise cesaret işidir. Serdar Turgut bugünkü analiz yorum yazısında bu erdemi ve cesareti göstermiş (bkz. www.aksam.com.tr/haberpop.asp?a=39235,4).

May 05, 2006

MANGAL ve BU YAĞMUR

MANGAL

Bana tül gibi ince
Bir hülya verir mangal.
Küllerini deşince,
Titrer, ürperir mangal.

Şikâyetsiz âşıklar
Gibi içinden yanar,
Fâni günleri anar,
Sabaha erir mangal...

BU YAĞMUR
Bu yağmur... bu yağmur... bu kıldan ince
Öpüşten yumuşak yağan bu yağmur.
Bu yağmur... bu yağmur... bir gün dinince
Aynalar yüzümü tanımaz olur.

Bu yağmur kanımı boğan bir iplik,
Karnımda acısız yatan bir bıçak.
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik
Dayandıkça çisil çisil yağacak.

Bu yağmur... Bu yağmur... cinnetten üstün;
Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün
Sulardan, seslerden ve gecelerden.


NECİP FAZIL KISAKÜREK

May 04, 2006

Zihni Kapasitemizin Sınırları

Chomsky'den bir alıntı yapalım:
"As for the matter of cognitive reach, if humans are part of the natural world, not supernatural beings, then human intelligence has its scope and limits, determined by initial design. We can thus anticipate that certain questions will not fall within their cognitive reach, just as rats are unable to run mazes with numerical properties, lacking the appropriate concepts. Such questions we might call 'mysteries-for-humans', just as some questions pose mysteries-for-rats. Among these mysteries may be questions we raise, and others we do not know how to formulate properly or at all" (Mind, 1995, vol. 104, p.2).

Acaba hangi problemlerin çözümü zihni kapasitemizin sınırları ötesinde olabilir.

Benim aklıma gelenler:
1) Sadece cetvel (işaretlenmemiş olacak) ve pergel ile verilen bir dairenin alanına eşit kare çizmek.
2) Tanrının varlığını (veya yokluğunu) bilmek.

Birinci problemin çözümünü bulmak veya bulamamak birey için bir sorun değil. İkincisi için aynı şeyi söylemek zor.

Huzurlu günler dilerim.