June 27, 2007

Biraz da gülelim

Günlerden birgün Rahmi norveç tavuğu tarifi vermişti. Ben de gaza gelip yapmaya kalkışmıştım. hatta videolarını bile çekmiştim. "Gazla kalkan hüsranla oturur" dadlısözü tekrar doğrulamış oldu. İşte ibretle seyredilecek çekimlerle bir hüsranın belgeseli.

Norveç tavuğunun malzemeleri nelerdi?



Yemeğin hazin sonu neydi?

June 16, 2007

Güzel Türkçemiz

Türkçe nesnelerin adlarının konulmasındaki basitlik ve naiflik çok hoşuma gidiyor. Bir kaç örnek verelim.

Kalkan = kalkıyor neticede.
Tutkal = tut + kal.

Şimdilik iki örnek hatırlayabildim. Aklıma geldikçe yorum kısmına yazacam. Siz de yazın.

Kahramanım




Benim bu haftaki kahramanım taklitçi ahtapot.

Taklitçi ahtapot çeşitli deniz canlılarının görünüşlerini ve "davranışlarını" taklit ederek, gizleniyor, kaçıyor, kandırıyor. Ahtapotlar genellikle kayalık bölgelerde yaşar ve kuytulara saklanarak yem olmaktan kurtulurlarmış. Endonezyanın kumlu deniz tabanı bir ahtapotun hayatta kalması için pek de uygun değilmiş bu nedenle. Ama benim kahramanım zor hayat şartlarına zekasını (taklit yeteneğini) geliştirerek adapte olmuş.

Merak edilesi bir soru: taklitçi ahtapotlar neyi nasıl taklit edeceklerini doğduklarında zaten biliyorlar mı yoksa bir şekilde öğreniyorlar mı?

Bir bilişsel bilimler doktoru olarak benim hipotezim: öğrenme yetenekleri ve genel olarak ne tür canlıları (büyük balıklar, yılanlar, suda uçan balıklar...) taklit edecekleri genetik, lakin bunların nasıl taklit edileceği öğrenilerek kazandıkları bir bilgi. Tabii bu yaptığıma kibarca educated guess, güzel türkçemizle sallama denir.

Resimler http://norbertwu.com/ abilerimizden.

June 09, 2007

Gidiniz

Bu akşam teyzem ile sinemada Ocean's 13 in seansını kaçırınca girdiğimiz film.
Rastgele karar verdik, ama çok memnun kaldık.
Birinci sınıf bir gerilim. Son ana kadar bitmeyen bir hikaye. Mükemmel bir senaryo.

Bay Brooks'a benziyorum diyenler parmak kaldırsın.
Filmin senaryosu bende var diyenler email atsın.

June 07, 2007

Gözden ırak olan

Piaget'e göre çocuk gelişimi dört aşamada gerçekleşir. İki yaşına kadar süren birinci aşamada bebekler çevrelerinde o an bulunmayan objelerin farkında olmazlar. Daha sonraki aşamalarda ise görmedikleri, işitmedikleri objeler üzerine düşünebilirler. Öyle görünüyor ki bu aşama planı benim için geçerli değil. Ben birinci aşamadaki algımı hala yitiremedim.

En sinir olduğum ve verimliliğimi olumsuz etkileyen özelliğim görmediğim nesneyi, kişiyi, olayı unutmam.

Örneğin buzluğa ertesi gün pişirmek üzere tavuk göğsü koyar, haftalar sonra tesadüfen buzluğu açıp tavuğu görüp o an içimde pişirme isteği doğmaz ise dolabı kapatırım ve kapatır kapatmaz tavuğun varlığını tekrar unuturum.

Uzun yıllar meyveleri bu şekilde çürüttükten sonra tezgahın üzerine koymayı akıl ettim ve evin giderleri önemli ölçüde azaldı.

Giydiğim giysiler ortalığa serpiştirilmelidir ki giyecek bir şeyim olup olmadığını unutup gereksiz yere yenilerini almayayım. Dolaplar benim için mevsimi olmayan giysilerin saklandığı yerlerdir.

Okuğum kitaplar masanın, sehpanın üzerinde yığılı durmalıdır. Yoksa bırakın ne okuğumu kitap okumanın önemini bile unuturum. Bu nedenle evde kitaplarımı yığacak kadar geniş bir alanım yoksa çalışma becerim sıfıra iner. Ne çalışacağımı bilemem.

Yıllarca yapmam gerekenleri unutmayayımı diye oraya buraya notlar aldım. Bu sefer de notları cüzdana veya çekmeceye koyup kaybettiğim için yapacağım şeyleri unuttum.

Meğersem benim de verimli çalışmam mümkünmüş. Sadece kişiliğime göre dizayn edilmiş bir masaya ihtiyacım varmış.

Buradan managoz ustası Rahmi'ye bir selam gönderip bir de soru soralım: John Perry'nin A Plea for the Horizontally Organized yazısında tarif edilen masayı yapmak/yaptırmak mümkün müdür?