November 26, 2009

Hayalimdeki Araba


Tabii ki Toyota Prius.



Neden?
1) Yakıt tüketimi 4.0lt / 100 km.
2) Hybrid teknolojisi kullanıyor, aka. çevreci otomobil
3) Araç ağırlığının %85'i geri dönüştürülebilir.
3) Motor örneğin kırmızı ışıkta durduğunuzda stop ediyor, aka. minimum gürültü.
4) Larry David'in arabası

Şu an için fiyatı Türkiye'de 42000 Euro. Fiyatın 1800 cc'lik taşıtlara getirilen vergiden şiştiğini düşünüyorum.

Arabaları motor hacmine göre vergilendirme benzin tasarrufu amacıyla yürürlüğe koyulan bir işlemdi. Bu nedenle hybrid araçların motor hacmi hesaplanırken, toplam motor hacmi değil ortalama motor hacmi kullanılmalı. Prius'te iki motor olduğundan (biri benzinli diğeri elektrikli) bu arabanın motor hacmi 900 cc olmalı.

Son olarak, Prius Türkiye'de İngiltere'den önce satışa çıkmış gözüküyor ki bu da bende arabanın fiyatı düşecek umudunu yeşertiyor.

September 24, 2009

En acayip gerçek

"Öğrendiğinde en çok saşırdığın şey neydi?" diye sorsalar herhalde bunu söylerdim. "Bir yanlışlık olmuş, meğer sen erkek değil de kadınmışsın" deseler belki bu kadar şaşırmazdım.

"... genes can be selectively turned on and off, rather than being always active, and that highly disparate organisms (for example, fruit flies and human beings) may use the same genes for embryogenesis ... just regulating them differently." (evo devo)

Yani siz bana sadece genlerin aktive olmasını/olmamasını sağlayarak insan embriyosunun sinek gözü geliştirebileceğini mi söylüyorsunuz.

Vayyy beeee.

(Sen çok yaşa TTC.)

August 18, 2009

Helikopter Yayınları

Bir kez daha görüldü ki benim buraya birşeyler döktürmem için makale yazmaya kasmam gerekli.

Yeni bir makalenin kasışına başlamadan önce okumaktan zevk almayı bilen siz değerli okuyuculara yeni keşfettiğim bir güzelliği tanıtmak istedim. Bu güzelliğin adı Helikopter Yayınları.

3 Aralık 2008 tarihinde emailime idefix Duyuru Servisi'nden gelen aşağıdaki email düştü. Genelde bu tür emailleri anında çöpe atarım. Ama bunu okumuş bulundum.

Yıllar yılı Türkçe kitap okumaya kasmıştım. Türkçe'den dünya edebiyatını, bilimsel gelişmeleri vs. takip etme hevesine düşmüştüm. Türkçe'de doğru düzgün yazılan, çevrilen kitapların sayısının çok az olduğu bu sayede öğrendim.

Kaliteli kitap bulmak için "yayınevi takip" adı verilebilecek bir yöntem geliştirmiştim. Bu yönteme göre kitapçıda ayaküstü karıştırıp içinde okunabilir cümleler geçen kitapları alıyordum. Tamamını beğenirsem kitabı basan yayınevinin diğer kitaplarını da sırasıyla okuyordum, taa ki kötü bir çeviri-yazı vs. ile karşılaşana kadar. Tek bir kötü kitapla karşılaşsam bile artık o yayınevinin kitaplarını almayı bırakıyordum. Genellikle 1-2 kitap sonra kalite bozulmaya başlıyordu. Böyle böyle Türkiye'deki hemen hemen bütün yayınevlerinin kitap basarken kalite-kalitesiz ayrımı yapmadıklarını öğrenmiştim.

Ondan sonra İngilizce öğrenmeye karar verdim. Şimdi bilimsel kitapları İngilizce okuyorum. Lakin İngilizcem edebiyat okuyabilecek kadar iyi değil. Edebiyat'tan zevk almak için kitabın içinde kaybolacaksın. Hal böyle iken uzun uzun zamandır büyük Türk yazarları dışında bir edebiyat kitabı okumuşluğum yoktu. Taa ki şu email posta kutuma düşene kadar. Aynen koyuyorum

"Niye yeni bir yayınevi kurulur? Birkaç cevabı olsa gerektir: 1) Para kazanma
arzusundan, 2) Delilikten, 3) Kendi kitabınızı basacak yayıncı olmadığından. Ben yayınevi kurmaya ilk on yedi yaşımda kalkıştım. Yıllar içinde iki yayınevi kurduğum gibi, sayısını hatırlayamadığım kadarında da ayrıca ek işlerde çalıştım. Çeviri yaptım, çeviri düzelttim, saç-baş yoldum, birçok kitabın çeşitli dillerde yayınlanmasına vesile oldum; çoksatar kitap bastım beklediğimden az sattı, azsatar kitap bastım, beklediğim kadar sattı.

Para kazanmak için de kitap bastım, kimileri hakikaten çok sattı, mesela Harry Potter, ama bu, o kitaptan kazanılan parayı başka türlü basılamayacak kitapları basmakta kullanabilmek içindi, emeği geçenlere hakkını verebilmek için. İlk kitabını çıkaran yazarlar oldu uğraştığım yayınevlerinde, büyük, kerli-ferli yazarlar da... En son, Fransa’da bir yayınevi kurdum, ortaklık böyle olur çoğu zaman, bozulur, o zaman memlekete geri döndüm, bir daha yayıncılık yapmam sanıyordum.

O sırada benim gibi bir başka deli, Çağatay Anadol’la karşılaştım. Kitap Yayınevi’ni yönetiyor ve her aklı başında deli gibi edebiyat basmıyordu. Birlikte bir şeyler yapalım deyince, ben “olur, edebiyat basalım” diye tutturdum. Ama iki deli karşı karşıya gelince, işe üçüncü, derken dördüncü bir deli de karışıyor: Üçüncü delimiz Türkiye’nin belki de en özenli matbaalarından Mas’ın kurucusu Lokman Şahin’di, dördüncüsü de TTVÖ’den (Tasarımda Temizlik Ve Özen) muzdarip Bülent Erkmen dostumuz. Tabii Füsun ile Saliha’yı, yani delileri akl-ı selim’e davet edenleri de unutmamalı ve eklemeli: Tüm bu anlattıklarım geçen seneydi... Bir düşünün, bu satırlar yazılırken alıntı sayfasının sağda mı solda mı olacağına hâlâ karar verememiştik!

Anlayacağınız yeni bir yayınevi kurduk, adını da Helikopter koyduk. Niye Helikopter? Çünkü durduğu yerde havalanabilen tek alet, Helikopter. Yani, uçalım ama öyle çok yüksekten de uçmayalım: Manzarayı seyredebilelim! Kağıt Garda 80 gr., kapak Garda allah bilir kaç gram, maliyet yüksek, dereyi görmeden de paçaları sıvamamalı, deliyiz de o kadar değil, üç kitap basalım, sonra ayda bir kitap ritmine otururuz, ilk üç kitap zaten şahane... Belki, kimbilir, niye olmasın... gibi akıl yürütmelerle, kestirilemez olan kitap piyasasını kestirmeye çalıştık. Ve... karar verdik: Bir tanıtım metni, bir ilan lâzım. Neyi niye yaptığımızı kamuoyuna anlatmak zorundayız!

O yüzden, oturdum ben bu metni yazdım. Tüm bunları niye yaptığımızı anlatmak için. Derdimiz şu: Dünyanın en güzel, en keyifli roman, öykü, deneme, şiir, hülâsa edebiyat kitaplarını, güzel bir tasarım, kağıt ve baskıyla size sunmak istiyoruz. Aldo Manuzio 1500’lü yıllarda yayınladığı kitapların ön sayfalarına bir “Okur’a mektup” ekler ve bu kitapların neden satın alınması gerektiğini (Aldo daha fazla kitap basabilsin diye) ve niye okunması gerektiğini (okuyanın dünyası zenginleşsin, zevkleri incelsin, şiddetten uzak dursun diye) yazardı. Ben burada onu taklit ediyorum: Sevgili okurlar, bizi mahçub etmeyin! Alın bu kitapları, okuyun, okutturun. İlk kitap André Maurois’nın İklimler’i: Muhteşem bir aşk hikayesi. İkinci kitap Adolfo Bioy Casares’ten Morel’in Buluşu: Borges’in deyişiyle “kusursuz” bir kitap. Üçüncüsü ise İlhami Algör’den Kalfa ile Kıralıça, bir nevi Büyük İskender’in hayatı. Bu çölleşen yayın dünyasında iyi edebiyat artık nadirattan oldu, buyrun, birlikte uçalım!" Levent Yılmaz, Yayın Yönetmeni.

İçten adamları severim. Levent Yılmazı da bu yüzden sevdim. Hemen İklimileri, Morel'in Buluşunu ve Kalfa ile Kıralıça'yı idefixe'den ısmarladım. Casares ve Maurois'i müthiş sevdim. Algör’de kötü değildi ama benim için çok deneyseldi. Marguerite Yourcenar'ın Doğu Öyküleri'ni de şimdi okuyorum.

Dörtde dört. İyi edebiyat arayan değerli okuyucular. Bu yayınevinin kitaplarını alın, okuyun, okutturun. Belki birisi edebiyattan para kazanır da Türkiye'de edebiyat heveslisi yayınevleri çoğalır.

August 08, 2009

Amsterdam

29 Temmuz - 2 Ağustos arasında Amsterdam'da idik.
31. Kognitif Bilimler Kongresi'ne katıldık.



Amsterdam çok hoş bir şehir.
Sessiz, sakin, huzurlu, arabasız, gürültüsüz.
Huzur dolu bir kent.



Hayatımdaki en güzel Cappuccino'yu içtim ve muffin'i yedim.



Konferansta eski dostlarla karşılaştık, tabii hemen kaynattık.



Canımız dönmek istemedi ama mecburen döndük.

Şimdi Amsterdam'da harcadığım paraları geri almak peşinde koşuyorum. Uçak biniş kartıma kadar bir çok belgeyi topluyorum. 20 kadar A4 kağıdına aslının aynıdır işlemi yaptırmam gerekli.

Haydi bakalım.

June 30, 2009

Kredi Kartı Bilgileri

BDDK'nın (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) Türkiye'de hizmete sunulan kredi kartları ile ilgili olarak bilgi verdiği bir sitesi var.

Bu sitede her bir kart için faiz oranlarından, yıllık ücrete, promosyon bilgilerine kadar bir çok gerekli bilgi mevcut.

Örneğin hangi kart ne promosyon veriyor bunu anlamak oldukça kolay. Kart hizmeti veren bankanın sitesinde ise muğlak bazen de yanıltıcı ifadeler bulunabiliyor.

Bununla birlikte BDDK sitesinde verilen bilgilerde de bir yanlışlık varsa BDDK hiçbir sorumluluk kabul etmiyormuş.

http://www.bddk.org.tr/bankabilgileri/kredibilgileri.aspx

June 24, 2009

Bilinçli Veliler Gelecek ÖSS Bitecek

Kürşat Bumin'in bugünkü köşesinde anlattığına göre Osman Hamdi Akarcalı (kendisinin Kürşat Bumin'in köşesini okuyan bir kişi olduğu dışında bir bilgim yok, google'da da ismi başka türlü çıkmıyor) bu yılın ÖSS sorularını incelemiş ve (diğer başka konuların yanında) şu tespitte bulunmuş:

“İlginç bir noktada, uzmanlarca hazırlandığı iddia edilen aşağıda verdiğim bazı soruların ilk cümlelerini veya soru köklerini aynen internette arama motoruna girdiğinizde, cevabı aranan sorunun aynen ya da kısmen değişikliğe uğratılarak bazı ansiklopedik bilgi içeren sitelerden, hatta forum sitelerinden veya geçmiş tarihli gazetelerde yer alan bazı yazılardan alındığını göreceksiniz.”

Artık soruların nasıl hazırlanıyor olduğunu kendiniz hayal edin.

Kürşat Bumin'in de şöyle bitiriyor yazısını:
"Özel olarak ÖSS ile ilgilenen bir STK'nın kurulmasının zamanı çoktan gelmiştir! Aday “velileri” bir an önce bir araya gelip, çocuklarına yöneltilen soruları gözden geçirip sırasında iptalini sağlamak için bir baskı grubu oluşturmalıdır. Sınavlar süresince okul kapılarının önünde beklemekle yetinmemeli, sırasında “Bu da soru mu şimdi?” şeklinde bir tepki koyabilmelidirler."

Bu yolla ÖSS sorularının hepsinin iptal edildiğini bir düşünsenize. Ne cümbüş olur ama.

İnternetin getirdiği, bilgiye ulaşma özgürlüğünün herşeyi değiştirme gücü olduğuna kesinlikle kanaat getirdim.

April 03, 2009

Karanlığın Gölgesinde Bilimin Mum Işığı

Barbarlığın, savaşların, dogmaların anlamsızlığını;
Bilmin, aklın ve merakın gerçekliği ararken elinde tutuğu mumun titrek ışığını ve sıcaklığını anlatan bir belgesel.
Cosmos by Carl Sagan
1 of 13


via videosift.com

February 12, 2009

Ev-Okul Bisiklet-Yürüyüş-UPDATED



Evden okula, okuldan eve bisikletle veya yürüyerek gitme planlarım var. Yaş 33 oldu. Artık sağlıklı kalabilmek için öz kaynaklar yetmez oldu. Kalp, damar, şeker, kolestrol dahil her türlü hastalık yolumu gözetler oldu.

Bu nedenle günlük spor faaliyeti olarak evden okula, okuldan eve bisikletle veya yürüyerek gitmek bana cazip geliyor.

Toplam mesafe 5.5 km (eğer Google Map'in ölçeği doğru ise)

Planım ilk zamanlar sadece okuldan eve yürüme (bu yön daha çok iniş).
Sonra evden okula okuldan eve yürüme.
Daha sonra bir bisiklet tedarik etme.

Dün ilk denememi yaptim.
Yolu toplam 1 saatte yürüdüm.
Bisikletle en güvenli güzergah ne olur diye düşünerek çevreyi inceledim.

Bu akşam da yine yürüyeceğim.
Bu sefer kestirme bir yok deneyeceğim.

Gelişmelerden sizleri haberdar ediyorum:

Denemiş olduğum kestirme yolu haritada kırmızı ile çizip B ile işaretledim.
Bu yol o kadar da kestirme değilmiş malesef. Bana 5 dakika kadar kestirtti.

Bu yolun üzerinde köpek kulübeleri bulunmakta imiş.
Kulübesinin yakınından geçip mülküne alanına tecavüz etmiş olduğum bir karabaş bana saldırmaya yeltendi. Yanıma kadar sokulup hırlamaya başladı, kuyruğunu ve başını indirip saldırı pozisyonu aldı. Allah'tan tam o arada bir araba aramızdan geçti de köpeğin aklı tekerleklere gitti. Ben de bu fırsattan istifade ortamdan sıvıştım.

Bu olayın verdiği korku ile haritada A olarak adlandırdığım yolu da kullanmamaya karar verim çünkü orası da oldukça ıssız. Her türlü hayvanın saldırısı karşısında yardımsız kalma ihtimalim var.

O nedenle ben de C olarak adlandırdığım yoldan yürümeye ve oradan da otobüse binmeye karar verdim. O noktadan eve yolcu götürüp getiren ring servisleri bulunuyor.

C güzergahının uzunluğu 5 km. Okul-ev yönünde hep iniş. Şimdilik sadece akşamları yürüyorum. Havalar biraz düzelince Evden okula da yürümeyi düşünüyorum. Evvelsi gün okuldan çıktıktan sonra eve 1 saatte vardım (otobüs bekleme ve seyahat süresi dahil). Bakalım yokuşu ne kadar zamanda çıkabilecem.

Bunun yanında haftalık sauna seanslarımı da iptal ediyorum. Dün sauna-soğuk duş ikilisine bedeni zorlayacak şekilde girişmişim. (Zaten başıma ne gelse bu girişimciliğimden geliyor.) Bu da biraz tansiyonumu yüksetti. Tansiyonum 5 saat sonra dahi 13/8 idi. Dolayısıyla artık bana sauna yasak. Sadece yürüyüş ve iki-üç günde bir egzersiz var.

January 31, 2009

Google ile aramdaki platonik ilişki!

Google Search bugun Türkiye saati ile 16:57'de "failed".


Ne ararsam arayayım sonuçların altında resimdeki gibi uyarı alıyorum. "This web site may harm your computer."

Sonuç linkine tıklandığında söyle bir şey ile karşılaşıyorum.


Tehlikeli olduğu iddia edilen adresi açabiliyorum ve bir zarar görmüyorum. Acaba benim bilgisayarım mı "failed".

Bugün hayatımda ilk defa olarak, Google yerine ne kullansam diye düşündüm, duraksadım ve korkuya kapıldım. Yaptığım o kadar çok şeyi Google ile yapıyorum ki. Google Search internet hayatımın en önemli dayanaklarından. Örneğin yemek yapmak için bugün iki kere Google Search kullandım. Bookmark çok nadir kullanıyorum. Google Search benim için bir internet gateway oldu.

Google'a fazla mı bağlandım ne?

PS: Saat 17:33 itibariyle bu problem gözlenmemekte. Google'a bağlanmaya devam.

January 11, 2009

Sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte, güzelliği algılayabiliyor muyuz?

Sevgili dostlarımı yürüyen merdivenlerde çürüttüğüm için özür dilerim. Son zamanlarda deney, data, analiz gibi oldukça heyecanlı; makale yazımı gibi oldukça can sıkıcı işler yapıyor olduğumdan yazıları ihmal ettim.
Ayrıca haftanın 20 saati öğrencilere bir şeyler anlattığımdan birşeyler anlatma hevesimi de kaybettim.

Konumuza dönersek: Washington Post editörleri ve dünyanın en iyi kemancılarından biri sayılan Joshua Bell, Washington Metrosu'nun girişinde, mesai sabahının en kalabalık saatinde, bir sokak müzisyeni kılığına bürünerek, solo keman repertuarının en elegant (finest) eserlerinin seslendirilmesi için anlaşmışlar.

Ve beraberce neler olduğunu gözlemlemişler. Alkışlarla uğurlanmaya, genç ve güzel kadınları bir imza için kapısında bekletmeye alışkın Bell ile oluşacak büyük kalabalığı nasıl kontrol edeceklerini planlayan editörler neyle karşılaşmışlar dersiniz.

Güzellikten zevk almaya programlanmış olduğumuz ve çevremizde karşılaştığımız beklenmedik güzelliklere kör olduğumuz gerçeği, "gerçek sanat"ın değişmeyen mutlak bir güzelliğe sahip olduğu fikri ile malesef çelişmekte.

Okuyalım:
Nazlı Ilıcak'ın yazısı
Washington Post makalesi-Pearls Before Breakfast (bu makaleyi okumak için WP'nin online servisine üye olmak gerekebilir.)