November 23, 2011

Democracy! Now!

Yerli/yabanci medyada haberin propogandaya dönüştürülmesi canımı sıkıyor. Mesela NYTimes'da çıkan bir haberde, Occupy Wall Street göstericilerini parktan zorla çıkaran Bloomberg eleştiriliyordu, kış aylarında zaten gücü ve sesi azalacak olan bir organizasyonu yeniden haberle taşıyıp canlandırdığı için.

Diğer taraftan da siyasi gündemi takibe bir şekilde alışmışım. Haberi haber olarak yapan mecraları takip benim için elzem. Görsel medyada aradığımı buldum: Democracy Now!

Aşağıda İran'ın nükleer silah için araştırma yapıyor olduğu yalanı ile ilgili bir haberin linki var. Meğer İran ve nükleer silah konusundaki değişikliğin nedeni yeni bilgiler değil, yeni IAEA başkanı imiş.

Seymour Hersh: Propaganda Used Ahead of Iraq War Is Now Being Reused over Iran's Nuke Program.

August 22, 2011

Uyumak Üstüne

Az uyuyup, uykuda boşa geçen zamanı eğlenerek, çalışarak değerlendirmek.

Zaman hiçbir şeye yetmiyor. Her an, her gün öğrenecek yeni bir konu, gezilecek yeni bir mekan karşımıza çıkıyor. Her şeye yetişebilmek için uykudan kısmak ne güzel bir fikir. Okuduğum bir makale tam tersini iddia ediyor.

"Despite evidence of the behavioral and physiological risks posed by sleep deprivation, time devoted to sleep has declined in industrialized societies, especially in the past 20 years. Instead of protecting sleep time, there is a tendency in modern cultures to spend resources on ways to safely reduce sleep time to accommodate 24-h operations. These efforts have met with modest success. There is as yet no substitute for sleep, and sleep duration remains the most reliable predictor of wake state stability and neurobehavioral functioning." (by Minkel et al. Behavioral Change with Sleep Deprivation in The Neuroscience of Sleep )

May 25, 2011

Kraliçe Lear


Annesinin yası içten içe yüreğini yakan genç bir kadın ile yakın zamanda hayat arkadaşı kocasını kaybetmiş yılların tiyatro sanatçısı... Her genç gibi çocuk muamelesi görmekten sıkılmış ve her yaşlı gibi gençliğini özleyen iki insanı sahnede buluşturan şey ise Shakespeare'in Kral Lear oyunudur. Çocukluktan gençliğe adım atmakta olan Heather'ın babası, hafızasını yitirmeye başladığını fark eden Jane'in ezberine yardım edecek birisini araması nedeniye, (belki kızına bir anne modeli olur diye, kim bilir) Heather'ı bu işe zorlar. Bu buluşma üzerine Eugene Stickland tiyatroyu hayatla, yaşamın korkularını sahneyle, oyuncuları seyirciyle buluşturan bir başyapıt kaleme alır.

Bu oyunu ilk defa Nisan ayının ortalarında ODTÜ'de Kent Oyuncuları (Kenter Tiyatrosu)'ndan izledim. Oyun süresince çok güldüm. Çok kereler de ağlamamak için kendimi zor tuttum. Sayısız farklı katmanda mesaj verebilen bu oyunu ne yaptım ettim Kanada'da ikinci el kitap satan bir kitapçıdan ısmarladım. Penny (kitapçı) Kanadanın meşhur tiyatro yazarı Eugene Stickland'ın bu oyununun nasıl olup da Türkiye'lerden sipariş verildiğini merak etti. Hikayeyi bir de ona anlattım.

Posta kutuma dün düşen bu kitabı Yıldız Kenter ve Sedef Şahin'in seslerini ve tonlamalarını hayal ederek okudum. Okuyunca oyunlara yorum katan Yıldız Kenter'e saygım ve hayranlığım daha da büyüdü. Bu kadar zor bir oyunu boylesine bir ustalıkla çıkartan Yıldız Kenter, sen çok yaşa...

May 13, 2011

Karınca

Scientists from the California Academy of Sciences are embarking on a project to take highly detailed digital images of every one of approximately 12,000 ant species known to science.

May 11, 2011

Akdeniz İnsanının Depremle İmtahanı

Depremleri ay, güneş ve gezegenlerin konumuna göre tahmin eden müteveffa Raffaele Bendandi'ye faşist diktatör Mussolini önce şövalyelik vermiş; daha sonra ise bu işleri bırakmasını, kibar bir dille !, tavsiye etmiş. Bendandi'nin 11.05.11 tarihi ile ilgili uydurma tahminlerini yalanlayan resmi kurumlara pek güven duymayan Romalılar (bu his bana pek yabancı gelmedi) ne olur ne olmaz diye kendilerini şehir dışına atmışlar.

Ve makale sıklıkla duyduğumuz bir çümle ile bitmiş. "Instead of concentrating on these urban legends, we should be checking to see if our houses are constructed to resist earthquakes."

Romans take a holiday after charlatan predicts earthquake by Michael Day in Milan (11.05.11 the Independent Web Edition)

If Rome's usually bustling streets seem less busy than usual today it will be because hundreds of thousands of locals have decided to vacate the Eternal City for 24 hours – on the off-chance there might be a devastating earthquake.

Predictions of a disaster in the capital on 11 May 2011, attributed to a long dead pseudo-scientist, Raffaele Bendandi, have been dismissed and even ridiculed by public safety officials for weeks. But this hasn't stopped many Romans planning a day off so they can head for the country just to be on the safe side.
Read more »

May 06, 2011

Johann Hari: The real meaning of Bin Laden's death

From the Independent (Web Edition, Friday, 6 May 2011)

As soon as the news of Bin Laden's death broke, I went to Times Square here in New York, and witnessed a scene that hinted at these complexities. A 28-year-old man was darting through the cheering crowds and the weeping fire-fighters selling the Stars and Stripes for $25 each. He was an Afghan refugee named Awal. He told me, in fractured English, that he had left "because of the war", which was "very bad", but he loved America "because here you are free." A drunk guy who was standing nearby overheard us and yelled with a smirk [a smile expressing contempt]: "I'm a marine. I probably killed your cousin!" A few people sniggered [laughed disrespectfully]; more scowled [frowned with displeasure]. Later, some of the crowd began to chant about the troops: "Bring them home! Bring them home!" ....  [read more]

Zafer sarhoşluğu içinde Beyaz Sarayın önünde toplanan milliyetçi Amerikalı'ların bayrak satmaya çalışan bir Afgan mültecisini oracıkta linç etmemiş olmalarına açıkçası çok şaşırdım. Daha da ötesi oradaki bir askerin Afganı aşağılamasını, hiç olmazsa, kabul etmemiş olmaları daha da ilginç. Bu neyi gösterir tam olarak bilmiyorum ama ben bu olgunluğa imrendim.

April 08, 2011

Biri Bu Adamı Durdursun

İyi müzisyen olabilmek için para harcamak gerektiğine inananlara...


Benoît Sauvé: "Amongst the various work methods that I have experimented with in improvisation, there is one that I have found particularly beneficial: transcribing choruses from recordings. This series of videos reflects part of the work done on a few of these amazing solos.

Why transcribing solos?
Although studying the various scales and chords,and the relations between them,is essential in learning to improve,putting these theoretical notions into practise can be very laborious.
This is why making transcriptions of actual solos can be so useful for training aural perception and instrumental technique,as well as allowing us to analyse the styles of great jazzmen,enrich our musical vocabulary,and thus help develop our own musical ideas."

April 06, 2011

Şifre Meselesi


Melek hoca'nın anlattığına göre ortada önemli bir problem var. Problem şu: Soruların şıklarının yerleştirilmesi rastgele bir biçimde yapılmamış, şıklar belirli bir algoritma (kazandığı yeni anlamla şifre) ile yerleştirilmiş.

Şıkların yerleri her bir aday için farklı bile olsa, eğer şıklar bir algoritma ile yerleştirilmişsse (rastgele yerleştirmemişse), ve ilgili algoritma keşfedilebilirse (veya önceden biliniyorsa) her aday soruları çözmeden doğru cevaplara ulaşabilir.

Bu konuda endişe sahibi kişiler, bazı öğrencilere, o öğrenciye atanan soru kitapçığındaki cevapların nasıl sıralandığını belirleyen algoritmanın (şifrenin) verildiğini düşünüyorlar. Bir kişi bir konu hakkında suçlanıyorsa onunla ilgili kanıt olması gerekli. Yani öğrencinin kendi soru kitapçığındaki algoritmayı (şifreyi) sınavdan önce biliyor olduğunun kanıtlanması gerekli. Yoksa tüm matematik ve fizik sorularını doğru cevaplamış ama örneğin hiçbir mantık sorusu yapamamış bir öğrencinin varlığı kanıt olamaz. Ancak ve ancak bu durum şüphe doğurur. Şüphe ile kanıtı birbirine karıştırmayalım.

Adaylar sınavda kendi soru kitapçığındaki algoritmayı (şifreyi) keşfetmiş olabilir mi? Bunun için öncelikle şıkların rastgele yerleştirilmediğini belirli bir sistem ile yerleştirildiğini (bir algoritmanın var olduğunu) sınavdan önce bilmek gerekli. Daha sonra bir miktar sorunun doğru cevabının ne olduğunu kesin olarak bilmek gerekli. En az kaç sorunun cevabının bilinmesi gerektiği konusu kullanılan algoritmaların niteliği ile ilgili. Eğer algoritmalar Melek hoca'nın anlattığı gibi bir önceki şık ile ilintili basit döngüsel işlemlere dayanıyorsa doğru cevabından emin olduğunuz az sayıda soru ile algoritmayı çıkartabilirsiniz. Algoritmalar daha karmaşık ise hem kesin olarak bilinmesi gereken doğru cevap sayısı hem de şıkların nasıl düzenlendiğini çözmek için gereken zaman artacaktır. Örneğin 30 sorudan 5'nin cevabını bilmek cevap kağıdını düzenleyen algoritmanın ne olduğunu bilmek için yeterli ise ortada ciddi bir problem var. Yok eğer 30 sorudan 20'sinin cevabını bilmek ve ayrıca kalem ve kağıt kullanarak 25 dakikalık bir işlem gerekli ise, bu sınavda değerli 25 dakikasını şifre bulmakla geçirmiş birisi varsa da o arkadaş rakiplerine göre bir avantaj sağlayamamıştır.

Neden böyle bir şey yapılmış olabilir? (Cevap şıkları neden rastgele dağıtılmamış?)


Bir şekilde bütün adaylara farklı soru kitapcığı dağıtmanın çok iyi bir fikir olduğuna karar verilmiş. Belki meselelerin teknik detaylarına tam olarak hakim olmayan bir takım sert mizaçlı müdürler veya daire başkanları bu  kararı vermiş. (Böyle bir müdürle çalışan her aklı başında kişinin yapması gerektiği şekilde) teknik personel hatayı görmüş ama ses etmemiş. Belki de konusunda uzman olan kişiler işten çıkartılmış (ya da işten el çektirilmiş) yerlerine konunun uzmanı olmayan ama torpili olan kişiler getirilmiş. Nedenini bilmiyorum. Ama problem herkese farklı kitapçık dağıtma kararından kaynaklanıyor gibi görünüyor.
  
Hem bir milyonun üzerinde öğrenciye farklı kitapçık hazırlayıp hem de cevapları rastgele bir biçimde dağıtırsanız, mutlaka ve mutlaka (istatistik kanunları gereği) bazı soru kitapçıklarında, insanlara anlatamayacağınız (endişeli kişilerin şüpheleneceği) düzenlilikler meydana gelir. Örneğin bir kitapçıkta ilk 3 sorunun cevabı A, ikinci 3 sorunun cevabı B gelebilir. 

En önemlisi hem öğrencilere farklı kitapçık hazırlayıp hem de cevapları rastgele  dağıtırsanız şıkların sayıları eşit bir biçimde gelemez, her öğrenci için de şıkların sayıları değişir. Yani 30 sorudan oluşan bir testte A-E şıkları her öğrenci için eşit sayıda dağılmaz. Bence her öğrenciye A-E şıklarından 6'şar kere gelmesi için şıklar rastgele dağıtılmamış, onun yerine her öğrenciye özgü bir algoritma kullanılmış.

Hemen bir test. Aşağıda cevapları temsil eden harfleri (A-E)  bir tam olarak rastgele seçtim, bir de bu işi tam olarak rastgele olmayan bir biçimde yaptım. Sizce hangisi tam olarak rastgele seçilmiş.



Sonuç olarak ortada yönetim sorunu var. Bu bir problem. İnsanlar (haklı veya haksız, bu işin içinde bir iş var veya yok) endişelendiler. İnsanlar ÖSYM'den kötü hizmet aldılar. Parasını verdikleri bir sınavın önemli bir eksikliği ortaya çıktı. Sorumlusu kimse istifa etmeli. Literatürde “command responsibility” denilen bir şey var. Bu işle ilgili en yüksek amir kimse (bu konudan haberi varsa da yoksa da) o kişi istifa etmeli. Çünkü her türlü yetki ve sorumluluk kendisindedir  

Fenotiplerin Belirli Bir Yerde Toplanması Evrimsel Süreci Nasıl Ortaya Çıkarır

Proceedings of the National Academy of Sciences (PNAS)'in en son sayısında çok ilginç bir makale yayımlandı:

An evolutionary process that assembles phenotypes through space rather than through time by Shinea, Brown, and Phillips

Ana fikri şu: Organizmanın daha uzaklara yayılmasını sağlayan bazı özellikler, belirli bir coğrafyada daha çok bulunacaktır. Dolayısıyla özellikle bu bölgelerden çıkan yeni nesillerin yayılma hızları daha da büyük olacağından, bu süreç zaman içinde yeni  fenotiplerin ortaya çıkmasını sağlar.

Daha hızlı yayılmayı sağlayan özelliklerin hayatta kalmaya yardımcı olduğu fikri yeni değilmiş. Burada orijinal olan düşünce şu: Daha hızlı yayılmayı sağlayan genetik özellikler hayatta kalmaya yardımcı olmasa bile aynı bölgede bulunan ve bu özelliklere sahip bireyler birbirleriyle çiftleşeceğinden, bu özelliklerin tek tek bireylerde toplandığı gruplar ortaya çıkartacak. Sonuç olarak, hayatta kalmadan bağımsız bir şekilde ilerleyen bir evrim süreci gerçekleşecek. Yazarlar bu fikrin çalıştığını bilgisayar simulasyonları ile kanıtlamışlar. 


Genetik algoritmalara kolaylıkla uygulanabilecek bir düşünce (belki de hala hazırda uygulanmaktadır.) Belirli aşamalarda, popülasyondaki diğer bireylerden belirli bir biçimde farklılaşan bireylerin birbirleriyle gen değiştokuşu yapmalarını sağlamak, problemin çözümünü hızlandırır mı. Burada sorun iyi bir farklılaşma kriteri bulabilmek.

April 02, 2011

Hastalık ve Yakın Tarih

Mevsim geçişlerinde sıkça haptığım bir hatayı tekrarlayarak, (ince giyinip üşüterek) hasta oldum. Bu vesile ile bazıları da yakın tarih ile ilgili olmak üzere bir çok yazı okudum. (Vesile çünkü akli melekelerimin yüksek ateş ile geriletilmediği durumlarda bilimsel yazılar okumayı tercih ediyorum.)

Yakın tarih bizim için bir tabudur. Tarih derslerinde 1938 yılından sonra Türkiye ve dünyada neler olduğu ile ilgili bir şey öğremedim. (Öncesi ile ilgili öğrendiklerim de büyük oranda yanlışmış.)

Şu an bildiğim bir çok şeyi de internetten okudum. (Bilginin serbestçe paylaşımının faydaları bunlar oluyor demek ki.)

Perry Anderson'un London Review of Books adlı dergide yayımladığı iki makale, Kemalism ve After Kemal Turkiye'nin yakın tarihini anlatıyor.

After Kemal başlıklı yazıda -ki 1960 sonrası Türkiye'den AKP iktidarına kadar politik olaylardan bahsediyor- Mesut Yılmaz ve Tansu Çillerin adının bile geçmediğini belirtmek isterim. Bu bana Çetin Altan'ın politikanın bir meslek olmadığı ve var olmak ile varlıklı olmak arasında önemli bir ayrımın olduğu hakkındaki fikirlerini hatırlatıyor.

Yine aynı yazarın Lula's Brasil başlıklı yazısı Luiz Inácio Lula da Silva'nın başkanlık maceralarını özetliyor.

Çıkarılan dersler: Ne bireylerin karakteri, ne çevresel koşullar, ne de şans politik tarihin mutlak belirleyicisidir. Tarih bunların hepsinin garip bir kombinasyonu sonucunda örülür. Tarihi gelişimin (değişimin) formülasyonu işte bu nedenle imkansızdır. Çünkü belirleyici koşulların bir sınırı yoktur.

March 31, 2011

Abazanlık Zeki ve Yaratıcı Bir Beyinle Buluştuğunda

Abazanlık zeki ve yaratıcı bir beyinle buluştuğunda ortaya bu çıkmış:



Olayın bilimsel açıklaması için google'a "phonemic restoration effect" yazabilirsiniz. Daha da bilgilenmek istiyorsanız şu yazıyı okuyabilirsiniz.

February 16, 2011

Kindle

Kendimi tutamadim (bkz. bir onceki post). Arzularima yenik dustum. Bir kindle edindim. Herkese tavsiye ederim.

Oncelikle ekrani gozunuzu kesinlikle yormuyor.

Her ne kitap okursaniz okuyun (ister kalin bir ders kitabi, ister ince bir hikaye kitabi) hepsi ayni font buyuklugunde ve ayni ekran icinde belirdiginden alismaya bagli olarak okuma hizinda belirgin bir artis oluyor.

Erkandaki butun yazilari okuma suresi benim dikkatimin dusmeye basladigi sureye denk geliyor. O sirada sayfa cevirme tusuna basarak dikkatimi de refresh ediyorum.

Ilkel bir cursor kullanarak kelimelerin arasinda gezinebiliyorsunuz. Cursoru (imleci) bir kelimenin onune getirdiginizde ekranin altinda (veya ustunde, bu kelimenin konumuna gore degisiyor) sozluk taniminin ilk iki satiri beliriyor. Eger kelime anlaminin daha fazlasini okumak istiyorsaniz enter tusuna basiyorsunuz.

Kitabin altini cursor marifetiyle cizebiliyorsunuz.

Daha da onemlisi altini cizdiginiz yerler, aletin icindeki myclippings.txt dosyasina atiliyor. Bu dosyayi istediginiz gibi edit edebiliyorsunuz, silebiliyorsunuz. Ortalikta yoksa alet yeni bir dosya yaratiyor. Varsa bu dosyanin sonuna eklemeye devam ediyor.

Bugun My Kindle Clippings baslikli bir blog actim. Adindan da anlasilacagi uzere, okudugum kitaplarda altini cizdigim yerleri buraya koyacagim. Kindle'nin bana cok faydasi oldu. Sizlere de faydasi olmasini dilerim.

Kitap okuma hizim ve miktarimdaki artisi siz de goreceksiniz. Herkese siddetle tavsiye ederim.