May 18, 2012

Yeraltı


Zeki Demirkubuz'un yazıp yönettiği en son film. Dostoyevski'nin Yer Altından Notlar kitabının Türkiye'ye uyarlanması.

Yer Altıntan Notları 7 kere teşebbüs edip ancak 8'inci seferde bitirebilmiştim. Sonrasında tekrar tekrar okudum. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa girişindeki şiiri bir zaman bu bloga yüklemiştim.  Okumak isterseniz mutlaka İletişim Yayınları çevirisini okuyun.

Kitabı neredeyse ezbere bilen birisi olarak film benim için süprizlerle dolu değildi. Zeki Demirkubuz'un uyarlaması da gayet yerinde ve başarılı idi.

Bütün büyük eserler gibi Yer Altıntan Notlar da her okuyana farklı bir deneyim verir. Bu nedenle benim kitaptan en çok tad aldığım hikayeleri Zeki Demirkubuz'un uyarlamasında göremedim. Ama bu Zeki Demirkubuz'un çok yetenekli bir "sinemacı" olduğu gerçeğini değiştirmez.

Değişmeyecek bir şey daha var Türkiyenin izleyicisi ve medyası.

Anadolunun bu güzel şehrinin sinemasına, ilk gösteriminden aylar sonra gelmiş bu sanat eserini, hafta içi bizden başka kimse olmaz düşüncesiyle 21:30 seansında seyrettik. Sinema'da çalışan arkadaşlar bizi artık tanıdığından, ve bizleri çok sevdiklerinden, filmi 2 dakika önce, girişinde reklam olmadan başlattılar. Beş dakika geçti salona üç kişi hamburger paketi hışırtısı, kola höpürtüsü ve konuşmalarla içeri girdi. Filmin kaç dakika önce başladığını yüksek sesle "bana" sordu. Ve çok ilginç bir şekilde filmin ana karakteri ne derse, ne yapsa güldü. Bu gülme hali uzunca bir süre devam etti.

Tamam. Ben de Yer Altıntan Notlar'ı okuken gülerim. Ama komik olduğu için değil. Dostoyevski'nin insan sarraflığının ve eline geçirdiği tiplemeyi yerin dibine koyup rezil etme konusundaki ustalığının verdiği hazdan dolayı gülerim.

Sonra birden farkettim ki filmin başrol oyuncusu geçmiş bir komedi dizisindeki rolü nedeniyle popüler olmuş. Bu nedenle seyirciler bir komedi filmine geldiklerini düşünerek, kendilerini komedi filmi seyretme ambiansına hazırlayarak gelmişler. O nedenle gülüyorlar.

Daha sonra aklıma Zeki Demirkubuz'un bu filmde başka bir yönetmene gönderme yaptığı ile ilgili medyanın "sanat" köşelerinde yer alan yorumlar geldi. Yahu, film yorumlamak bu kadar mı ucuz bir iş? Bunlara sinirlenirken Orhan Pamuk için yapılan intihalci iddaları ve karalama kampanyalarını düşündüm. (Sahi, bu iddia'nın sahibi hala pişkin pişkin her konuda ahkam kesmeye devam ediyor değil mi?)

Bu ülkede sanatçı olmanın kahredici yalnızlığı... Hiç bitmeyecek gibi.


2 comments:

Rahmi Lale said...

Selam hajim, sinemalardaki şımarıklığa ilişkin rahatsızlığı Umut'ta geçenlerde bahis etmişti. Odunu vericeksin bunlara :P

Nart Bedin Atalay said...

Kültürsüzlük her yerde. Allahtan bizimkilerder IPhone yoktu. (Bu yorum da artık yaşlı kategorisine girdiğimizi gösteriyor.:)